Farklı yöntemlerle hazırlanmış geçici kron köprü restorasyonların kırılma dayanımının karşılaştırılması


Tezin Yürütüldüğü Kurum: Gazi Üniversitesi, Diş Hekimliği Fakültesi, Klinik Bilimler, Türkiye

Tezin Onay Tarihi: 2025

Tezin Dili: Türkçe

Öğrenci: BEYZA GÜNEY

Danışman: ASUDE DİLEK NALBANT

Açık Arşiv Koleksiyonu: AVESİS Açık Erişim Koleksiyonu

Özet:

Bu çalışmanın amacı, geçici kron ve köprü restorasyonlarının üretiminde kullanılan farklı yöntemlerin kırılma dayanımı üzerindeki etkisini, termal yaşlandırma uygulanan ve uygulanmayan koşullarda değerlendirmektir. Bu in vitro çalışmada, taranmış bir ana model temel alındı. Üç farklı üretim tekniği kullanılarak geleneksel üretim, eksiltmeli üretim ve eklemeli üretim ile toplam 60 geçici kron ve 60 üç üyeli geçici köprü üretildi. Eksiltmeli yöntemle üretilen restorasyonlardan oluşturulan indeks geleneksel yöntemle üretilen geçici restorasyonların üretiminde kullanıldı. Yapay dayanaklar, taranan fantom dişlerden model reçinesi kullanılarak çoğaltıldı. Yapay dayanaklara simantasyonu tamamlanan geçici restorasyonların yarısı (n=10), termal yaşlandırmaya tabi tutuldu (5°- 55°C, 5.000 siklus). Maksimum kırılma yükü, evrensel test cihazı kullanılarak test edildi. İstatistiksel analiz, iki yönlü ANOVA testi ve ardından Tukey post hoc testi (α = 0,05) ile gerçekleştirildi. Kron (1645,41 ± 346,82 N) ve köprü (1291,13 ± 564,15 N) gruplarında en yüksek ortalama kırılma dayanımı, yaşlandırma uygulanmayan eksiltmeli üretim (SM) yöntemiyle üretilen restorasyonlarda gözlendi. İki yönlü ANOVA ve Tukey post hoc testi, kırılma dayanımı açısından gruplar arasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark bulunduğunu ve yapay yaşlandırma sonrasında kırılma dayanımında anlamlı bir azalma meydana geldiğini gösterdi (P <0,05). Sonuçlar, üretim yöntemi ve termal yaşlandırmanın hem kron hem de köprü restorasyonlarının kırılma dayanımını önemli ölçüde etkilediğini ortaya koydu. Köprü restorasyonlarında yaşlandırmanın anlamlı etkisinin eksiltmeli üretim yöntemiyle üretilen restorasyonlardaki değişimle ilişkili olduğu belirlendi.