Tez Türü: Tıpta Uzmanlık
Tezin Yürütüldüğü Kurum: Hacettepe Üniversitesi, Tıp Fakültesi (Türkçe), Dahili Tıp Bilimleri Bölümü, Türkiye
Tez Danışmanı: Onur Keskin
Tezin Onay Tarihi: 2024
Tezin Dili: Türkçe
Açık Arşiv Koleksiyonu: AVESİS Açık Erişim Koleksiyonu
Özet:
Hepatit B (HBV); akut enfeksiyonun ardından karaciğerde kronikleşme olasılığı bulunan, yaygın aşılama çalışmalarına rağmen küresel çapta önemli bir halk sağlığı sorunu oluşturan viral bir enfeksiyon hastalığıdır. European Association for the Study of the Liver [EASL] 2017 sınıflamasına göre 5 evreye ayrılan kronik hepatit B enfeksiyonunun evrelerinden biri "inaktif HBV taşıyıcısı" olarak da adlandırılan faz 3 evresidir. Bu evrede uluslararası kılavuzlara göre karaciğer biyopsisi ve antiviral tedavi endikasyonu bulunmamaktadır. Ancak henüz tam olarak anlaşılamayan sebeplerle bu hasta grubunda belirli derecelerde karaciğer fibrozisi gelişebilmektedir. Bu çalışmamızda bu evrede olduğu tespit edilen hastalarda karaciğer fibrozisi olup olmadığını MR elastografi (MRE) ve MRI- proton density fat fraction (PDFF) ile inceleyip mevcut non-invaziv fibrozis skorlamalarının bu evrede ne derece doğru sonuç verdiğini ortaya koymaya çalıştık. Çalışma kapsamında EASL 2017 kılavuzuna göre "HBeAg negatif kronik HBV enfeksiyonu" (doğal seyir faz 3, inaktif taşıyıcı) tanılı 79 hasta retrospektif incelenmiş olup hastaların demografik, antropometrik, radyolojik ve laboratuvar verileri kaydedilmiştir. HBV-DNA düzeyleri kalıcı olarak <2000 IU/ml olanlar "gerçek inaktif evre hasta grubu" ve en az iki değer 2000-20000 IU/ml arası değeri olanlar ise "gri zon hasta grubu" olarak gruplandırılmıştır. Bu hasta gruplarında FIB-4, NFS, APRI, GUCI, HUI, BARD, FORNS, CDS, LOK indeksi gibi non-invaziv karaciğer fibrozis skorlamaları hesaplanmıştır. Hastaların daha önce uygulanmış olan MR elastografi tetkiklerindeki karaciğer sertlik değeri olan kPA düzeylerine göre fibrozis varlığı ve yokluğu belirlenmiştir. Tüm hastaların MRI-PDFF tetkikiyle karaciğer yağlanma oranları da ayrıca kaydedilmiştir. Çalışmamızda MRE ölçümüyle kPa cinsinden karaciğer sertliği; 55 hastada (%68) <2.5 kPa (normal), 16 hastada (%20) 2.5-3.0 kPa arasında (artmış karaciğer sertliği), v 8 hastada (%9) 3.0-3.5 kPa arasında (evre 1-2 fibrozis) tespit edilmiştir. Hastaların hiçbirinde ileri fibrozis ve siroz bulgusu saptanmamıştır. Gri zon hasta grubu ile gerçek inaktifler (yani HBV DNA ölçümleri devamlı <2000 IU/ml olan hastalar) karşılaştırıldığında gerçek inaktiflerden (n:70) 51 hastada (%72) MR'da fibrozis bulgusu saptanmamıştır. Gri zondaki 9 hastadan ise sadece 4'ünde (%44) MR'da fibrozis bulgusu saptanmamıştır (p:0.12). Ortalama kPa değerlerine bakıldığında ise gri zon hasta grubunun ortalama kPa cinsinden sertlik değeri, gerçek inaktif hasta grubuna göre anlamlı ölçüde yüksek bulunmuştur (p:0.007). Analize göre gri zon hasta grubunda ortalama sertlik düzeyi 2.75±0.81 iken gerçek inaktif hasta grubunda bu değer 2.31±0.39 kPa olarak saptanmıştır. Karaciğer yağlanma oranları ise MRI-PDFF tetkikiyle 15 hastada (%19) %5.75-15.5 arasında saptanmış olup evre-1 steatoz ile uyumlu olarak değerlendirilmiştir. 2 hastada (%2.5) ise PDFF %15.5-21.34 arasında saptanmış olup bu durum evre-2 steatoza karşılık gelmektedir. 1 hastada (%1.2) ise >%21.35 sonucu elde edilmiş olup evre-3 steatoz ile uyumlu bulunmuştur. BARD skoru, NFS, TyG indeks, HUI, S-indeksi, Platelet/monosit oranı ile MRE'de ölçülen karaciğer sertlik değeri (kPA) arasında anlamlı korelasyon olduğu görülmüştür (p=0,01). Çalışmamızda, araştırma kapsamındaki noninvaziv fibrozis skorlamalarının (APRI, FIB-4, HUI, LOK, GUCI ve diğerleri) literatürde belirtilen eşik değerler kullanıldığında fibrozis yokluğunun ve erken evre fibrozisin saptanmasında beklentinin altında kaldığı belirlenmiştir. Bu testlerin ileri fibrozis ve siroz tespitinde başarılı bir şekilde kullanılabileceği daha önce yapılan çalışmalarda ortaya konsa da, bulgularımız inaktif hepatit B takibinde bu testlerin erken evre fibrozis tespitinde kullanımının uygun olmadığını göstermektedir. Bulgularımız MR elastografi ölçümlerinin gri zon hastalar ile gerçek inaktifleri ayırabileceğine işaret etmektedir fakat çalışma grubundaki gri zon hasta sayısının az olması kesin bir görüş ortaya koymayı zorlaştırmaktadır. Hasta grubumuzda eş zamanlı olarak MRI-PDFF değerlendirmesi de yapılmış olup, bulgular hastalarımızın önemli bir kısmında (%77) karaciğerde steatoz olmadığını göstermiştir.