BESİN ÖGELERİNİN MONOSİT ADEZYONU ÜZERİNE ETKİLERİ


Creative Commons License

Deveci G., Tek N.

4. ULUSLARARASI TIP BİLİMLERİ VE MULTİDİSİPLİNER YAKLAŞIMLAR KONGRESİ / 4th INTERNATIONAL CONGRESS ON MEDICAL SCIENCES AND MULTIDISCIPLINARY APPROACHES, 26 - 28 March 2022, pp.712-720

  • Publication Type: Conference Paper / Full Text
  • Page Numbers: pp.712-720

Abstract

Sağlıklı bir endotel fonksiyon inflamasyon, lökosit ve trombosit adezyonu ve agregasyonu, tromboz, anormal vasküler proliferasyon, ateroskleroz ve hipertansiyon ile karakterize edilen çeşitli endojen ve ekzojen faktörler tarafından disfonksiyona uğrayabilmektedir. Bu durumda adezyon moleküllerinin biyosentezinde, kemokin sekresyonunda, lökosit adezyonunda, hücre geçirgenliğinde, düşük yoğunluklu lipoprotein oksidasyonunda, trombosit ve sitokin aktivasyonda artış görülmektedir. Sonuçta arter duvarına monosit adezyonu daha da hızlanmakta ve plakların gelişiminde önemli bir adımını oluşturmaktadır. Beraberinde P-selektin, VCAM-1 ve monositlerin adezyonu için gerekli kemokinlerin ekspresyonuna yol açan inflamatuar bir tepki başlatmaktadır. Bozulan endotel fonksiyonunun düzenlenmesinde diyet faktörleri önemli bir rol oynamaktadır. Farmokolojik ve tıbbi tedavinin yanı sıra özellikle yağ asitleri (omega 3, palmitoleik asit, oleik asit), vitaminler (D, α-tokoferol ve C vitaminleri), fenolik bileşikler (antosiyanin, flavanon, flavanoid) ve diğer besin ögeleri endotel disfonksiyonun düzenlenmesinde rol oynamaktadır. Monosit adezyonu sürecinde umbilikal ve aortik endotel hücrelerine mTORC1, S6 plakları, monosit kemotaksi proteini, monosit integrinleri, monosit sitokinleri, selektin proteini, NFkB, IkBα, CAM molekülleri, Egr1, ERK1, ERK2, hücre içi kalsiyum sinyalizasyonu gibi yolakları ile beraber mRNA ekspresyonlarında değişikliklere yol açmaktadırlar. Çalışmaların çoğunda güvenli alım dozları belirlenmemiştir. Bu çalışmalarda prosedürlerin belirlenmesi insan çalışmaları için yeni gelişmeler sağlayacaktır. Bu moleküllerin regülasyonunu anlamak aterosklerotik lezyon oluşumuyla mücadele etmek için terapilerin geliştirilmesine yol açabilecek öngörü sağlayabilir.