34. Ulusal Patoloji Kongresi, Antalya, Turkey, 12 - 16 November 2025, vol.9, pp.136, (Summary Text)
Amaç:
Sinonazal bölge, burun boşluğu ve paranazal sinüsleri içeren, hem epitelyal hem de nonepitelyal kökenli pek çok benign ve malign neoplazilerin gelişimine zemin hazırlayabilen kompleks bir anatomik yapıdır. Bu çalışmada, merkezimizde 17 yıllık dönemde gerçekleştirilen sinonazal biyopsilerin histopatolojik dağılımı, demografik özellikleri ve klinik verileri retrospektif olarak incelenmiş; sinonazal bölge lezyonlarının tanısal çeşitliliğinin ortaya konulması amaçlanmıştır.
Gereç ve Yöntem:
Hastanemizde 2008–2025 yılları arasında patoloji arşivimize kaydedilmiş, 387 erkek ve 479 kadından oluşan toplam 866 sinonazal biyopsi retrospektif olarak değerlendirilmiştir. Olgular yaş, cinsiyet ve histopatolojik tanı açısından analiz edilmiştir. Ortalama yaş 39,1 yıl olarak hesaplanmıştır.
Bulgular:
Değerlendirilen 866 olgunun büyük çoğunluğunu reaktif ve inflamatuvar lezyonlar oluşturmaktaydı (n=570; %65,3). Bu grupta kronik inflamasyon, stromal ödem ve nonspesifik reaktif değişiklikler başlıca bulgulardı. Benign neoplaziler 260 olguda (%29,8) saptandı. En sık görülen benign lezyonlar sinonazal polipler (n=195; %22,4) ve sinonazal papillomlardı (n=65; %7,5). Malignite, 36 olguda (%4,2) tespit edildi ve oldukça geniş bir tümör yelpazesi izlendi. Bu grup; epitelyal, mezenkimal, hematolenfoid, melanositik ve metastatik kökenli maligniteleri içermekteydi. En sık gözlenen malign neoplaziler; skuamöz hücreli karsinomlar, sinonazal andiferansiye karsinomlar, SWI/SNF yolağı ile ilişkili karsinomlar, mukozal melanomlar ve hematolenfoid neoplazilerdi. Malign olguların %58’si erkek, %42’si kadın olup, ortalama yaş 44 yıl olarak belirlendi.
Sonuç:
Sinonazal bölge biyopsileri histopatolojik olarak oldukça heterojen bir tanı spektrumuna sahiptir. Tanısal süreçte sistematik sınıflandırma, ayırıcı tanıya yönelik geniş perspektif ve immünohistokimyasal destek büyük önem taşımaktadır. Patologların sinonazal bölge biyopsilerini değerlendirirken hem sık karşılaşılan hem de nadir morfolojik alt tipleri göz önünde bulundurarak, klinik ve radyolojik bilgiler eşliğinde yorum yapmaları; doğru bir tanı açısından kritik öneme sahiptir.