Varoluşsal Bir Problem Olarak Ölüm Üzerine Bir Değerlendirme: Tolstoy’xxun İvan İlyiç’xxin Ölümü Adlı Eseri Emel Koç


Koç E.

Felsefe ve Edebiyat, Ali Osman Gündoğan,Mustafa Günay, Editör, Çizgi Kitabevi, Konya, ss.341-366, 2014

  • Basım Tarihi: 2014
  • Yayınevi: Çizgi Kitabevi
  • Basıldığı Şehir: Konya
  • Sayfa Sayıları: ss.341-366
  • Editörler: Ali Osman Gündoğan,Mustafa Günay, Editör

Özet

Düşünce tarihinde felsefenin temel ilgisinin ölüm olduğunu, ölümün anlamını kavrayarak kaçınılmaz sona kendimizi hazırlamamız gerektiğini düşünen klasik bir yaklaşım mevcut olsa da, çağdaş felsefede ölüm teması, varoluşçu filozoflar dışında çok fazla tartışma konusu yapılmamıştır. Böylece insan varlığının en temel problemi olan ölüm olgusu zaman içinde felsefenin ana meselesi olmaktan uzaklaşarak varoluşçu filozofların ilgi alanları dışında yan bir mesele haline gelmiştir. Bu çalışmada ölüm teması dışsal ve nesnel bir olgu olarak değil varoluşsal bir problem olarak değerlendirilmeye çalışılacaktır. Araştırmanın Amacı: Çağdaş bir ekol olan varoluşçu felsefeye mensup filozoflarla birlikte ölüm problemi yeniden felsefenin gündemini yoğunlukla meşgul etmeye başlamıştır. Somut olana dönme arzusunda olan varoluşçu felsefe, insanı kendine özgü yaşam biçimiyle ‘biricik bir varlık’ olarak değerlendirebilme eğilimindedir. İnsanın ‘kendine özgü’ oluşunun ve somut tecrübelerinin bu denli önemli olduğu bir felsefede şüphesiz ölüm gerçeği ve kişinin kendi ölümü özel bir yer tutmaktadır. Bu çalışmada ölüme varoluşçu bir bakış açısıyla yaklaşımın incelikleri vurgulanarak W. Barrett’in ifadesiyle felsefi bir geleneği olmayan bir ülkenin düşünürü olan Tolstoy’un İvan İlyiç’in Ölümü adlı eserinde ölümü, varoluşçu bir bakış açısıyla irdelediğine dikkat çekilmektedir. Veri Kaynakları: Bu çalışmada varoluşçu felsefe ve ölüm temasını temele alan yapıtlarla, Tolstoy’un İvan İlyiç’in Ölümü adlı eserinden yararlanılmıştır. Tartışma ve Sonuç: Varoluşçu filozofların ölüm temasına yaklaşımlarında olduğu gibi Tolstoy’un İvan İlyiç’in Ölümü adlı eserinde de ölümün insanı yalnızca zihinsel olarak değil, tüm varlığıyla bildiği bir gerçek olduğuna dikkat çekilmekte ve eserin varoluşçu filozofların ölüm konusundaki düşüncelerini önceleyen bir yapıt olduğu vurgulanmaktadır