OBSTRÜKTİF UYKU APNE SENDROMUNDA SERUM PRO-BNP DÜZEYLERİ, VENTRİKÜL FONKSİYONLARI VE KARDİYOVASKÜLER SONUÇLAR


Tezin Yürütüldüğü Kurum: Gazi Üniversitesi, Tıp Fakültesi, Türkiye

Tezin Onay Tarihi: 2010

Tezin Dili: Türkçe

Öğrenci: EMİNE GENCER

Danışman: TANSU ULUKAVAK ÇİFTÇİ

Özet:

OSAS, toplumda sık görülen, birçok sistemik etkisi bulunan önemli bir uyku bozukluğudur. Hipertansiyondan uykuda ani ölümlere kadar en önemli komplikasyonları kardiyovasküler sistemde görülmektedir. Bu nedenle OSAS„lı hastalara erken tanı koymak ve tedavi etmek, mortalite ve morbiditeyi de azaltacaktır. Aynı zamanda, kalp hastalığı olmayan OSAS‟lı hastalarda kardiyovasküler hastalık riskini gösterebilecek bir parametre bulunabilirse, bu hastaları erken dönemde OSAS‟ın kardiyovasküler mortalite ve morbiditesinden korumak mümkün olabilir. Bu nedenle OSAS‟ın kardiyovasküler sisteme etkileri ve bunları erken dönemde saptayabilecek laboratuar yöntemleri üzerine birçok çalışma yapılmıştır. Sunulan çalışmada kardiyovasküler hastalıklarda kullanılan biyokimyasal bir parametre olan pro-BNP düzeyleri OSAS ve kontrol gruplarında ölçülerek, kardiyovasküler hastalık gelişme riskini belirlemeye katkısının araştırılması hedeflenmiştir. Gazi Üniverstitesi Göğüs Hastalıkları Uyku Bozuklukları Merkezi‟nde Kasım 2009-Şubat 2010 tarihleri arasında yapılan çalışmaya OSAS şühesi olan toplam 55 hasta alınmış, tüm hastalara PSG yapılmıştır. PSG sonucuna göre 30 olgu OSAS tanısı konularak hasta grubuna, OSAS tanısı konulmayan 25 olgu ise kontrol grubuna alınmıştır. PSG sabahı tüm olguların pro-BNP düzeyleri ölçülmüştür. OSAS grubundaki hastaların 4 haftalık CPAP tedavisi sonrası pro-BNP düzeyleri tekrar ölçülmüştür. Yapılan ölçümler sonunda OSAS grubunda pro-BNP düzeylerinin kontrol grubuna göre artmış olduğu bulunmuştur. Aynı zamanda OSAS grubunda CPAP tedavisi öncesi ve sonrasıpro-BNP düzeyleri karşılaştırıldığında tedavi sonrası pro-BNP düzeylerinin düştüğü saptanmıştır. Bu sonuçlarla; pro-BNP herhangi bir kalp hastalığı bulunmayan OSAS‟lı olgularda kardiyovasküler disfonksiyonun erken bir belirteci olarak kullanılabilir ve böylece bu hastalarda kardiyovasküler hastalığın kliniği, mortalitesi ve morbiditesi ortaya çıkmadan risk yönetimi gerçekleştirilebilir.