Tezin Türü: Yüksek Lisans
Tezin Yürütüldüğü Kurum: Gazi Üniversitesi, Sosyal Bilimler Enstitüsü, Türkiye
Tezin Onay Tarihi: 2008
Tezin Dili: Türkçe
Öğrenci: Özlem ÇELİK
Danışman: BELMA TOKUROĞLU
Açık Arşiv Koleksiyonu: AVESİS Açık Erişim Koleksiyonu
Özet:Toplumsal yaşamın var olduğu her dönemde mevcut bir toplumsal cinsiyet anlayışı bulunmakla birlikte mevcut bu anlayış, üretim biçimlerinin değişmesi gibi bir takım toplumsal dinamiklerde meydana gelen değişimler sonucu yeni formlar kazanmıştır. Cinsiyet, kadın veya erkek olmanın biyolojik yönünü ifade ederken, toplumsal cinsiyet ise kadın veya erkek olmaya toplumun ve kültürün yüklediği anlamları ifade etmektedir. Toplumsal cinsiyet kavramı insanların eril ve dişil olarak biyolojik temelde bölümlenmesine toplumsal olanının kattığı bir formdur ve toplumsal cinsiyet kavramı bir süreci ifade eder. Toplumsal cinsiyet, her toplumda kültürlerin farklı bileşenleri etkisiyle bir biçimde var olurken, evrensel bir nitelik kazanmakla birlikte ataerkiliğin eril politikalarıyla şekilleniyordu. Ataerkil yapı, miras, mülkiyet, aile ve evlilik kurumlarını sistemin bir parçası ve devamlılık unsuru olarak geliştirmekte aynı zamanda bu bağlamda kadın ve erkek rollerini de düzenlemekteydi. Ataerkil yapının güç otorite ve yönetimi eril olarak nitelemesi kadını toplumsal hiyerarşide ikincilleştirmiştir. Kadının ikincil konumu cinsiyet kalıp yargıları ve cinsiyetçi tutum ve yargılarla desteklenmiştir. Kadının toplumsal yaşamda çeşitli haklar kazanması sanayi devrimi gibi bir takım toplumsal dönüşümler yaratan gelişmeler sonucunda başlamıştır. Sanayi devrimi iş gücüne duyulan ihtiyaç sayesinde kadının üretimin bir parçası haline gelmesi ve kadın emeğinin ücretlendirilmesi gibi gelişmelere yol açması bakımından kadın tarihinde önemli bir eşik olmuştur. Kadınlar uygarlık tarihi boyunca toplumsal üretimde etkin olma, kamusal yönetime katılma, kendi mülkü üzerine söz sahibi olma, eğitim görme ve bedensel hazlardan kendi iradesi doğrultusunda yararlanma gibi en temel haklarından bile mahrum bırakılmışlardı. Ataerkil sistemin bin yıllardır sürdürdüğü cinsiyet ayrımcılığı, kadının üretim sürecinden dışlanması sayesinde ayakta kalmayı başarmıştı. Sanayi devrimi sonucunda oluşan yeni üretim biçimi, kadınları çalışma hayatına sokarak bir takım ataerkil ilkeleri değiştirmiş oldu.