Palmoplantar psöriazis hastalarında tedavi etkinliğinin ve tedavide kalım süresinin değerlendirilmesi


Tezin Türü: Tıpta Uzmanlık

Tezin Yürütüldüğü Kurum: Gazi Üniversitesi, Tıp Fakültesi, DERİ VE ZÜHREVİ HASTALIKLAR ANABİLİM DALI, Türkiye

Tezin Onay Tarihi: 2024

Tezin Dili: Türkçe

Öğrenci: LAMAN FARAJSOYLU

Danışman: AHMET BURHAN AKSAKAL, ESRA ADIŞEN

Açık Arşiv Koleksiyonu: AVESİS Açık Erişim Koleksiyonu

Özet:

Palmoplantar psöriazis, psöriazisin palmar ve plantar alanlarda tutulumla seyreden klinik formudur. Tedavilere sıklıkla dirençli olup tedavisinde standart bir yaklaşım bulunmamaktadır. Tedavisinde öncelikle topikal tedaviler, bu tedavilere dirençli olan olgularda sistemik tedaviler kullanılmaktadır. Çalışmamızda palmoplantar psöriaziste kullanılan tedavilerin etkinliğini, ilaçta kalımı ve bunları etkileyen faktörleri değerlendirmeyi amaçladık. Çalışmamıza palmoplantar psöriazis tanılı 129 hastanın verileri dahil edildi. Erkeklerde palmar tutulum oranı (%71,4) kadınlardan (%28,6) istatistiksel olarak anlamlı derecede daha fazla saptandı (p=0,001; p<0,05). Bu mesleki farklılıklar ve mekanik strese daha fazla maruz kalma ile ilişkilendirildi. Erkeklerin tedavide kalımı kadınlardan istatistiksel olarak anlamlı derecede daha fazlaydı (p=0,027; p<0,05). Palmoplantar püstüler psöriaziste (%32,5) PsA görülme oranı palmoplantar plak psöriazisten (%9) istatistiksel olarak anlamlı derecede daha fazla bulundu (p=0,002; p<0,05) ve püstüler hastalıktaki inflamatuvar yükün fazlalığı ve/veya genetik farklılıkların bununla ilişkili olabileceği düşünüldü. PsA bulunan olguların tedavi kullanım süreleri bulunmayanlardan istatistiksel olarak anlamlı düzeyde daha fazlaydı (p=0,033; p<0,05). PGA 2 değerine ulaşma süresi biyolojik tedavilerde (medyan süre=23,4 hafta) biyolojik olmayan tedavilere (medyan süre=10,8 hafta) kıyasla istatistiksel olarak anlamlı derecede daha uzundu (p=0,009; p<0,05). PGA 0 değerine ulaşma oranı biyolojik tedavilerde (%25,5) biyolojik olmayan tedavilere (%8,5) kıyasla istatistiksel olarak anlamlı derecede daha fazlaydı (p<0,05). Biyolojik tedavilerin ilaçta kalımı biyolojik olmayan tedavilere kıyasla istatistiksel olarak anlamlı derecede daha fazlaydı (p=0,05; p≤0,05). Tedavide kalım oranı İL-17 inhibitörlerinde (%72,2) İL-12/23 (%57,1), İL-23 (%50) ve TNF-α inhibitörleri (%19) ile kıyasla istatistiksel olarak anlamlı derecede daha fazlaydı (p=0,008; p<0,05). Biyolojik tedavilerden TNF-α inhibitörlerinde (%81) tedavinin sonlandırılma oranı İL-23 (%50), İL-12/23 (%42,9), İL-17 inhibitörlerine (%27,8) kıyasla istatistiksel olarak anlamlı derecede daha fazlaydı (p=0,008; p<0,05). Bu sonuçlar biyolojik tedavi başlanan hastaların klinik takibi için önemlidir. Palmoplantar püstüler psöriaziste İL-17 inhibitörlerinin TNF-α (p=0,012) ve İL-23 (p=0,008) inhibitörlerine kıyasla ilaçta kalımı anlamlı derecede daha fazlaydı (p=0,017; p≤0,05). Bu da İL-17 inhibitörlerinin patogenezdeki anahtar rolünü desteklemekteydi. Biyolojik olmayan tedavilerin kullanımı (HR = 1,4 [95% CI:1,15–2,63], P-değeri = 0,009), kadın cinsiyet (HR = 1,8 [95% CI:1,13–2,98], P-değeri = 0,015) ve tedaviye bağlı yan etki gelişimi tedaviye devam edilmeme riski ile ilişkili bulundu (HR = 2,3 [95% CI:1,27–4,37], P-değeri = 0,006). Bu çalışma, palmoplantar psöriaziste topikal ve sistemik tedavilerin etkinliğini; ilaçta kalımı ve bunlara etki eden faktörleri değerlendiren nadir çalışmalardan biridir. Çalışmamız, palmoplantar psöriaziste kullanılan tedavilere yönelik yapılacak daha kapsamlı çalışmalara ve standart yaklaşımların geliştirilmesine katkı sağlayacak değerli veriler sunmaktadır. Anahtar Kelimeler: Palmoplantar Psöriazis, Biyolojik tedaviler, İlaçta kalım