Tip 2 Diabetes mellitus tanısı olan hastalarda homosistein, neopterin, fibrinojen, CRP düzeyleri ve mikroalbuminüri ile ilişkisi


Tezin Türü: Tıpta Uzmanlık

Tezin Yürütüldüğü Kurum: Gazi Üniversitesi, Tıp Fakültesi, Dahili Tıp Bilimleri, Türkiye

Tezin Onay Tarihi: 2006

Tezin Dili: Türkçe

Öğrenci: TEVFİK SOLAKOĞLU

Danışman: YASEMİN ERTEN

Özet:

41 VI. ÖZET: Günümüzde tip 2 DM'ta mikroalbummürinin zamanında saptanması, diyabetik nefropatinin son dönem böbrek yetmezliğine ilerlemesini önlemede büyük önem taşımaktadır. Mikroalbuminürinin oluşumu ve ilerlemesinde kötü glisemik kontrol ve kontrolsüz hipertansiyon en önemli etkenler arasında kabul edilmektedir. Fakat bu faktörlerin düzeltilmesinin MAB'yi tamamen önlememesi, başta inflamasyon olmak üzere başka risk faktörlerini gündeme getirmektedir. Çalışmamızda inflamasyon belirteçlerinden hs-CRP ve fibrinojenin tip 2 DM'lu hastalarda kontrol grubuna göre daha yüksek olması ve MAB ile pozitif yönlü ilişki göstermesi, MAB ile inflamasyonun birlikteliğini gözler önüne sermektedir. HbAic, AKŞ ve PPKŞ düzeylerinin mikroalbuminürik hastalarda yüksek bulunmasına ek olarak MAB ile bu parametreler arasında korelasyon bulunması ise MAB gelişiminde glisemik kontrolün önemini bir kez daha vurgulamaktadır. Çalışmamızda immün aktivasyonla ilişkili oksidatif stesin göstergesi olan neopterin düzeyi, tip 2 DM'lu hastalarda ve sağlıklı bireylerde benzer bulunmuştur. Bu durum MAB patogenezinde rolü olduğu düşünülen oksidatif stresin neopterin aracılı gerçekleşmediğini düşündürmüştür. Çalışmamızda HS ile MAB arasında ilişki olmadığı gözlenmiştir. Yapılan çalışmalarda HS ile diyabetik nefropati arasındaki ilişki sıklıkla böbrek fonksiyon bozukluğu ile ilişkilendirilmiştir. Çalışmamızda ise hastaların tümünde böbrek fonksiyonlarının normal sınırlarda olması, MAB ile HS arasında ilişki gösterilememesinde en önemli etken olmuştur. Çalışmamızda MAB bulunan hastaların yaklaşık yansında DR bulunması ve DR bulunan hastalarda idrarla albumin atılımının daha fazla olması bu iki komplikasyonun benzer patofizyolojik mekanizma ile gelişebileceğini akla getirmektedir.