Lösemi tanısını bilmenin çocuk hasta, hasta yakınları ve sağlık personeli üzerindeki psikososyal etkisi
Tezin Türü: Tıpta Uzmanlık
Tezin Yürütüldüğü Kurum: Gazi Üniversitesi, Tıp Fakültesi, Dahili Tıp Bilimleri, Türkiye
Tezin Onay Tarihi: 2022
Tezin Dili: Türkçe
Öğrenci: YUSUF YAŞAR
Eş Danışman: ESRA GÜNEY
Danışman: Zühre Kaya
Açık Arşiv Koleksiyonu: AVESİS Açık Erişim Koleksiyonu
Özet:Giriş: Bu çalışmada lösemi tanısını bilmenin çocuk hasta, hasta yakınları ve sağlık personeli üzerindeki psikososyal etkisini değerlendirdik. Yöntem: 350 katılımcının; 100'ü çocuk hasta, 100'ü hastaların ebeveyni, 150'si ise sağlık çalışanıydı (50 çocuk doktoru, 50 hemşire ve 50 intern). Katılımcılar, hasta çocuğa lösemi tanısının iletilmesi için uygun kişi, zaman ve yer ile ilgili kısa bir anket yanıtladı. Anket sonrası katılımcı grupların bilgi düzeyi, tutumları, kaygıları ve baş etme stratejileri değerlendirildi. Kısa Form Sağlık Anketi (SF-36) ile Yenilenmiş Çocuk Anksiyete ve Depresyon Ölçeği kullanılarak hastaların ve ebeveynlerin yaşam kalitesi ve anksiyete düzeyleri de değerlendirildi. Bulgular: Anket yanıtlama oranı %100 idi. Hastaların ebeveynleri (n=98; %98) ve sağlık çalışanları (n=145; %97), bir çocuğun lösemi teşhisinin doğrudan hastaya açıklanması gerektiği konusunda hemfikirdi. Sağlık çalışanları ile karşılaştırıldığında, hasta ebeveynlerinin lösemi tanısını kemoterapinin başlamasından sonra doktor ofisinde ebeveynler tarafından açıklanmasını tercih etme oranı yaklaşık 2 ila 5 kat anlamlı olarak yüksekti (p<0.05). Ayrıca 100 hastaya lösemi konusundaki bilgi düzeylerini değerlendirmek için hazırlanmış anket soruları yöneltildi. Tüm hastaların 16 (%16) tanesi anket sırasında lösemi tanısını bilmediği yanıtını verdi. Bu hastaların 13'ü (%82) ilk tanı anında 7 yaşından küçüktü ve üçü (%18) ise 7 yaşından büyüktü. Bu 16 hastanın da anket sırasında lösemi tanısını bilmek istediği öğrenildi. Kalan 84 hasta (toplamın %84'ü) anket vi sırasında lösemi tanısını bildiklerini belirtmişlerdir. Bunlardan dokuzu (%10) lösemi tanısını bilmek istemediğini ifade ettiler. Bu dokuz hastanın hepsi teşhis sırasında 12 yaşından büyüktü. Antidepresan tedavi ve psikolojik destek almışlardı. Bunlardan dördünün (%45) kemoterapi tedavisi devam etmekteydi. Tanılarını bilmek istemeyen dokuz hasta için ortalama anksiyete skoru, tanılarını bilmek isteyen ancak tanılarını bilmeyen 16 hastadan anlamlı derecede yüksekti (p<0.05). Hastalarla karşılaştırıldığında, ebeveynleri anlamlı olarak daha yüksek kaygı düzeyine ve anlamlı olarak daha düşük yaşam kalitesine sahipti (p<0.05). Ebeveynler, lösemi relapsı ve kemoterapinin yan etkileri konusunda hastalardan 5 ila 10 kat daha fazla endişeliydi. Çocuk doktorlarının %32'si, hemşirelerin % 16'sı ve internlerin % 86'sı kötü haber verme konusunda eğitim aldıklarını belirtti. Sonuç: Çalışmamız adölesan hastalara lösemi tanısının detaylı olarak açıklanması yerine zamana yayılarak bilgi verilmesinin yararlı olduğuna, ilk lösemi tanı yaşı 7'den küçük olan çocuk hastalara ise ileri yaşta psikolog ve ailesi eşliğinde doktor tarafından tanısı konusunda tekrar bilgi verilmesi gerektiğine işaret etmektedir. Ayrıca ebeveynler ve ergenler için psikolojik destek sağlanması hastaların kemoterapiye uyumunu, yaşam kalitesini ve kaygı ile başa çıkma yeteneğini artıracaktır. Son olarak; kötü haber verme konusunda hedeflenen tıbbi eğitimler lösemi ile ilgilenen hekimlerin bilgi, tutum ve davranışlarını olumlu yönde etkileyecektir.