Orhan Pamuk'un "Yeni Hayat" ve Hermann Hesse'nin "Bozkır Kurdu" (Der Steppenwolf) adlı romanlarında kimlik arayışı


Tezin Türü: Doktora

Tezin Yürütüldüğü Kurum: Gazi Üniversitesi, Sosyal Bilimler Enstitüsü, Alman Dili Eğitimi Bilim Dalı, Türkiye

Tezin Onay Tarihi: 1998

Tezin Dili: Türkçe

Öğrenci: ORHAN BOZDEMİR

Danışman: ALTAN ALPEREN

Özet:

332 ÖZET Çalışmamızda edebiyata, özellikle de romana yansıyan "kimlik arayışı" konusunu, Hermann Hesse'nin "Bozkır Kurdu" ve Orhan Pamuk'un "Yeni Hayat" adlı romanlarında incelemeyi amaçladık. Giriş bölümünde "kimlik" ve "kimlik arayışı", ardından da "bireyleşme" kavramlarını çeşitli bilim dallarının yardımına başvurarak açıklamaya, edebiyat, edebiyat araştırmaları ve kimlik arayışı arasındaki ilişkinin hatlarını belirginleştirmeye çalıştık. Daha sonra her iki romandaki "Ben kimim?" sorusuna, sanat eserinin toplam gerçeklik düzleminde verilmeye çalışılan yanıtı, kimlikleşme yapılarını ortaya çıkaracak alt başlıklar halinde incelerken, konunun yansıdığı, yapısal- kurgusal özellikleri de ayrı başlıklar altında ele aldık. Bu iki romandaki karşıt, benzer ve ortak olguları tespit ettiğimiz sonuç bölümünde ise, ana kişilerin kimlikleşme sürecinde kullanılan; bir kitap, aşk, yolculuk ya da büyülü tiyatro gibi kimlikleşme araçları ve bunlara uygun yapısal - kurgusal özelliklerin büyük ölçüde birbirleriyle örtüştüklerine tanık olduk. Her iki romanın ana kişilerinin yaşadıkları kimlik krizi, kendilerini yeniden tarif etme ihtiyaçları, deneyimledikleri ruhsal yaşantı ve sonuçta edinilmesi amaçlanan bakış açısı arasındaki benzerlik, birey insanın karşı karşıya olduğu sorunlar ve olası çözümlerin 1927 Almanya'sı ve 1994 Türkiye'sinde yaklaşık aynı olduğunu göstermektedir. Ben'in tüm arayışlarının sonunda iki eserde de kendisine dönmesi, bir anlamda coğrafi ve siyasi sınırların ötesinde, insanoğlunun sorunsalının ele alındığına ve yaşamını anlamlandırma gereksinimi duyan her insanın aynı gerçeklik düzleminde yaşadığına işaret etmektedir.333 Ölçüt olarak sezgi, akıl ve bireysel deneyimlerin sürekli vurgulanması, bilinçaltına da en az güncel gerçeklik kadar yer verilmesi ve din olgusunun yadsınmamasıyla, her iki eserde de bireye, kendisini de kapsayan aşkın bir bakış açısı önerilmektedir.