Konvansiyonel ve sıvı bazlı sitoloji sonuçlarının karşılaştırılması
Tezin Türü: Tıpta Uzmanlık
Tezin Yürütüldüğü Kurum: Gazi Üniversitesi, Tıp Fakültesi, Cerrahi Tıp Bilimleri, Türkiye
Tezin Onay Tarihi: 2022
Tezin Dili: Türkçe
Öğrenci: GULCHIN ABDULLAH
Danışman: RİFAT HAKKI GÜRSOY
Açık Arşiv Koleksiyonu: AVESİS Açık Erişim Koleksiyonu
Özet:Serviks kanseri kadınlarda meme, kolon ve akciğer kanserinden sonra en yaygın görülen 4. kanserdir. Gelişmemiş ülkelerde %90'a yakın ölümcül olan bu kanser progresyonu yavaş olan preinvaziv lezyonlardan gelişmektedir. Bu nedenle latent evresi uzun süren bir hastalıktır. Pap smear'in rutin taramada kullanıma girmesi, HPV testinin tarama için FDA tarafından onaylanması ve kolposkopik muayenelerin de sürece eklenmesiyle serviks kanseri dünya çapında elimine edilebilir bir malignite konumuna gelmiştir. Bu retrospektif çalışmada amacımız kliniğimize başvuran ve Pap-smear tarama testi yapılan hastaların, sıvı bazlı yöntem ve konvansiyonel yöntem ile alınan smear tetkiki sonuçlarının klinik ve histopatolojik sonuçlarının değerlendirilerek, tetkik yöntemleri arasında intraepitelyal neoplazilere tanı koymada sensitivite-spesifite farkı olup olmadığını kontrol etmek ve sonuçları değerlendirerek, Türkiye istatistiklerine katkıda bulunmak, buna bağlı olarak Türkiye tarama ve tanı programlarına, aşılama programlarına katkı sağlamaktır. Bu amaçla çalışmamıza Gazi Üniversitesi Tıp Fakültesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Kliniği'ne Ocak 2018 ile Aralık 2020 tarihleri arasında başvuran, Pap smear testi yapılan 19847 hasta dahil edilmiştir. Elde ettiğimiz verilerde HPV tiplerinin dağılımına baktığımızda HPV DNA tip 16 pozitif olanların grubun %21,6'sını, HPV DNA tip 18 pozitif olanların %6,1'ini, HPV DNA tip 16 ve HPV DNA diğer yüksek riskli tiplerin birlikte pozitifliği olan hastaların %10'unu, HPV DNA diğer yüksek riskli tipler pozitif olanların ise %62,3 oranla en büyük çoğunluğu oluşturduğu görülmüştür. Çalışmanın en önemli noktası olan smear tekniğine göre sitoloji sonuçlarının dağılımına baktığımızda; NILM, ASC-US, ASC-H, HSIL, AGC sonuçlarında SBS grubu ve KS grubu arasında istatistiksel olarak anlamlı fark bulunamamıştır (p>0,005). LSIL tanısı SBS tekniğinde %1,03 (n=74), KS tekniğinde %7,42 (n=285) oranında koyulmuş olup, istatistiksel olarak anlamlıdır (p<0,005). Bir diğer anlamlı fark materyal yetersizliği değerlendirilmesinde bulunmuş olup, SBS yönteminde %2,3 (n=165) oranında görülürken KS tekniğinde %9,84 (n=378) oranında görülmüştür (p<0,005). Verilerin incelendiği zaman aralığında yapılan kolposkopi sonuçlarının karşılaştırılmasına baktığımızda SBS ve KS yönteminin histopatolojik tanıların dağılımı ve oranı açısından anlamlı fark göstermediği görülmüştür. Verilerden de anlaşıldığı gibi serviksten alınan örneklerde düşük ve yüksek onkojenik risk taşıyan HPV DNA'nın tespiti, bunların Pap smear sonucu ve kolposkopi esnasında alınan biyopsi sonuçları ile harmanlanması serviks kanseri gelişiminin tahmininde veya kanser öncesi değişikliklerin gösterilmesi ile uygun tedavi ve takip protokolünün planlanmasında önem taşımaktadır. Serviks kanseri ile mücadele için hedeflerimiz; 9-26 yaş grubuna ulaşarak HPV'ye karşı aşı ile bağışıklamak, sonrasında ise 30-65 yaş grubu kadınların KETEM'e başvurarak tarama testlerini yaptırmalarını sağlamak olmalıdır. Anahtar Kelimeler: Serviks kanseri, Preinvaziv lezyon, HPV, Pap smear test, Konvansiyonel yöntem, Sıvı bazlı smear.