MİMARLIK VE SİNEMA ARAKESİTİNDE: METROPOLİS VE MEGALOPOLİS FİLMLERİNİN ÜTOPİK VE DİSTOPİK MEKÂNLARI ÜZERİNE BİR İNCELEME


Tezin Türü: Yüksek Lisans

Tezin Yürütüldüğü Kurum: Gazi Üniversitesi, Mimarlık Fakültesi, Mimarlık, Türkiye

Tezin Onay Tarihi: 2025

Tezin Dili: Türkçe

Öğrenci: Merve Meral Yılmaz

Danışman: Gülşah Güleç

Açık Arşiv Koleksiyonu: AVESİS Açık Erişim Koleksiyonu

Özet:

Ütopya, insanlık tarihi boyunca var olan düzeni eleştirel biçimde sorgulamanın ve ona alternatif düşünsel ya da mekânsal modeller üretmenin bir aracı olmuştur. Bu alternatif arayış, kimi zaman kent ve toplum ölçeğinde fiziksel mekânlara, kimi zaman ise zihinsel üretim süreçlerine karşılık gelmiştir. Sinema, mimarlık gibi, mekân üzerine düşünen bir alan olarak ütopyanın temsili için önemli bir araçtır. Sinemada üretilen ütopyalar kimi zaman mimarlığın tasarım dilini ve mekân üretim süreçlerini etkilerken, mimarlık da kendi ütopyacı tahayyülünü sinemanın sunduğu görsel ve anlatısal potansiyeller aracılığıyla yeniden biçimlendirmektedir. Mimarlık ve sinema arasındaki karşılıklı ilişki, ütopyayı yalnızca tamamlanmış bir ideal model olarak değil, sürekli yeniden üretilen, tartışmaya açık ve dönüşebilir bir vizyon olarak ele alma gerekliliğini ortaya koymaktadır. Bu tez çalışması, mimarlık ve sinema alanlarında üretilmiş ütopik mekân temsillerini incelemekte; her iki disiplinin de ütopya kavrayışlarının distopik bir nitelik kazanabildiğini öne sürmektedir. Tezin amacı, mimari ve sinematik üretimlerde ütopik bakış açısıyla kurgulanan toplumsal, kentsel ve mekânsal düzenlerin zamanla baskıcı, hiyerarşik ve yabancılaştırıcı sistemlere dönüşme potansiyeline dikkat çekmektir. Bu dönüşümün nedeni ütopyanın çoğunlukla katı, kesin ve değişmez kurallara dayalı ideal bir toplum ve mekân modeli tanımlamasıdır. Bu durum da toplumsal ve mekânsal sürdürülebilirliği ortadan kaldırmaktadır. Yabancılaşma süreci ise çoğunlukla mekânda tekinsizlik hissinin oluşmasıyla ve ütopik bir bakış açısıyla kurgulanan mekânın distopik bir mekân halini almasıyla sonuçlanır. Bu mekânsal oluşum, tez kapsamında, Fritz Lang'ın Metropolis (1927) ve Francis Ford Coppola'nın Megalopolis (2024) filmleri üzerinden incelenmiştir. Her iki filmde de kent mekânı, toplumsal sınıflar arasındaki ayrışmanın ve çatışmanın simgesi haline gelir. Üst sınıfların yaşadığı geniş, ferah ve gösterişli alanlar ile alt sınıfların yaşadığı sıkışık, karanlık ve klostrofobik mekânlar arasındaki karşıtlık, ütopya ve distopya arasındaki kırılmayı görselleştirir. Bu açıdan, ütopyanın ve distopyanın birbirine karşıt olmayan, aksine aralarında karşılıklı bir ilişki kurmuş olan kavramlar olduğu görülmektedir. Tezde incelenen Pruitt-Igoe Konutları ve Ville Radieuse tasarımı gibi örnekler yalnızca sinemada değil mimarlıkta da ütopya ve distopya arasında karşıt değil karşılıklı bir ilişki olduğunu; başka deyişle, ütopyaların distopyaya dönüşme potansiyeli bulunduğunu göstermektedir. Bu tez, ütopyanın baskıcı ve sınırlandırıcı potansiyeline karşılık onun eleştirel ve yaratıcı yönünü vurgulamakta; Metropolis ve Megalopolis filmleri üzerinden ütopyanın distopyaya dönüşme sürecini, mimarlık ve sinema arasındaki disiplinlerarası ilişkiler bağlamında, inceleme altına almaktadır.