Bazal hücreli karsinomda histopatolojik ve prognostik faktörlerin dermatoskopik bulgulara etkisi
Tezin Türü: Tıpta Uzmanlık
Tezin Yürütüldüğü Kurum: Gazi Üniversitesi, Tıp Fakültesi, DERİ VE ZÜHREVİ HASTALIKLAR ANABİLİM DALI, Türkiye
Tezin Onay Tarihi: 2026
Tezin Dili: Türkçe
Öğrenci: MUHAMMED KAAN TEMİRKAYNAK
Danışman: BURCU BEKSAÇ
Açık Arşiv Koleksiyonu: AVESİS Açık Erişim Koleksiyonu
Özet:Deri kanserleri içinde en sık görülen malign tümör BHK olup nadiren metastaz yapmasına karşın lokal doku yıkımı ve nüks nedeniyle morbiditeye yol açabilmektedir. Bu çalışmada, BHK'de histopatolojik olarak yüksek riskli alt tipler (mikronodüler, infiltratif, morfeiform, bazoskuamöz), histopatolojik kötü prognostik belirteçler (PNİ, LVİ) ve NCCN 2026 risk sınıflandırmasında yer alan nüks açısından yüksek risk kriterleri ile dermatoskopik bulgular arasındaki ilişkiler değerlendirilmiş; ayrıca klinik/demografik veriler ile agresif histopatolojik alt tip ve NCCN 2026'ya göre risk sınıflandırması arasındaki ilişki incelenmiştir. Bu çalışma ile, kötü prognostik faktörler ve agresif histopatolojik alt tiplerin varlığını dermatoskopik olarak öngörebilecek bulguların ortaya konması amaçlanmıştır. Çalışmaya 352 hasta ve 482 BHK lezyonu dâhil edilmiştir. Tanı sırasında yaş ortalaması 65,4±13,3 yıl olup hastaların %54,3'ü erkek ve %45,7'si kadındı. 482 BHK lezyonunun %86,3'ü yüksek riskli grupta iken %13,7'si düşük riskli gruptaydı. Lezyonların %67'sinde nodüler alt tip, %27,4'ünde mikronodüler alt tip, %25,7'sinde yüzeyel alt tip, %6,8'sinde infiltratif alt tip, %3,1'inde bazoskuamöz alt tip, %0,6'sında ise morfeiform alt tip saptandı. Çalışmamızdaki yaş ve cinsiyet dağılımı ile saptanan histopatolojik alt tip oranları literatürle uyumlu bulundu. Çoklu BHK öyküsü olan hastalarda NCCN 2026'ya göre düşük riskli lezyonların daha sık görüldüğü saptandı. Fitzpatrick fototip IV, NCCN 2026'ya göre yüksek risk ile ilişkili bulundu. Literatürde, çoklu BHK öyküsü olan hastalarda düşük riskle ilişkilendirilen yüzeyel alt tip ve gövde yerleşiminin daha sık izlendiği; koyu fototipli olgularda ise tanısal gecikmeye bağlı olarak lezyonların daha ileri evrelerde saptanabildiği bildirilmiş olup bulgularımız bu verilerle örtüşmektedir. Dermatoskopik değerlendirmede 24 bulgu sistematik olarak incelenmiş ve literatürde BHK için literatürde tanımlanmamış üç patern de (radyal sarı-beyaz çizgiler, radyal lineer damarlar, düzensiz sınırlı mavi-gri yapılar) analize dâhil edilmiştir. İmmünsüprese hastalarda klasik dallanan damarlar daha düşük sıklıkta izlenmiştir. Rekürren lezyonlarda beyaz yapısız alanlar ve sarı-beyaz globüller daha sık saptanmıştır. Klinik olarak sınırları belirsiz lezyonlarda infiltratif ve bazoskuamöz alt tipler ile agresif alt tip varlığı daha sık izlenmiş; dermatoskopide ülserasyon, beyaz yapısız alanlar, hiperkeratoz ve lineer parlak beyaz çizgiler daha yüksek sıklıkta görülmüştür. NCCN 2026'ya göre yüksek risk grubunda büyük mavi-gri ovoid yuvalar, klasik dallanan damarlar, ülserasyon, sarı-beyaz globüller, beyaz yapısız alanlar, lineer parlak beyaz çizgiler ve özellikle radyal sarı-beyaz çizgiler daha sık saptanmıştır. Yedi yüksek risk kriterinin sayısı üzerinden yapılan çok değişkenli analizde beyaz yapısız alanlar ve sarı-beyaz globüller yüksek risk faktörü sayısındaki artışla bağımsız ilişkili bulunmuştur. Literatürde prognostik belirteçlerin sistematik biçimde incelenmediği görülmüş olup, çalışmamız bu alandaki boşluğu doldurmaya katkı sağlayabilecek bulgular sunmuştur. Histopatolojik alt tiplere göre dermatoskopik paternler farklılık göstermiştir. Nodüler alt tipte klasik dallanan damarlar, ülserasyon, büyük mavi-gri ovoid yuvalar, radyal sarı-beyaz çizgiler ve sarı-beyaz globüller; yüzeyel alt tipte kısa ince telanjiektaziler, sütlü-kırmızı yapısız alanlar, çoklu küçük erozyonlar, yaprak/tekerlek benzeri yapılar ve ilişkili pigment yapıları; mikronodüler alt tipte sarı-beyaz globüller, lineer parlak beyaz çizgiler ve radyal lineer damarlar daha sık izlenmiştir. İnfiltratif alt tipte ülserasyon ile beyaz yapısız alanlar ve lineer parlak beyaz çizgiler; bazoskuamöz karsinomda ülserasyon, hiperkeratoz, beyaz yapısız alanlar ile nokta/virgül damarlar daha yüksek sıklıkta saptanmıştır. Agresif alt tiplerde klasik vasküler bulgulara ek olarak ülserasyon, sarı-beyaz globüller, beyaz yapısız alanlar, lineer parlak beyaz çizgiler ve hiperkeratoz daha sık görülmüştür. Mikst nodüler+mikronodüler lezyonlarda sarı-beyaz globüller ve lineer parlak beyaz çizgilerin mikronodüler bileşeni yansıttığı görülmüştür. Bulgularımız literatür verileriyle büyük ölçüde uyumludur. Tümör çapı; klasik dallanan damarlar, bazı spesifik olmayan vasküler paternler, mavi-gri/pigment yapıları, ülserasyon, beyaz yapısız alanlar ve lineer parlak beyaz çizgiler varlığında daha yüksek bulunmuştur. İnvazyon derinliği, benzer şekilde klasik dallanan damarlar, ülserasyon, sarı-beyaz globüller, radyal sarı-beyaz çizgiler, beyaz yapısız alanlar, lineer parlak beyaz çizgiler ve bazı mavi- beyaz yapılar varlığında daha yüksek saptanmıştır. PNİ varlığında ülserasyon; LVİ varlığında beyaz yapısız alanlar daha sık izlenmiştir. Tümör çapı ve invazyon derinliğine ilişkin bulgularımız literatür verileriyle büyük ölçüde uyumlu bulundu. Buna karşın PNİ ve LVİ ile ilişkili dermatoskopik bulguların literatürde yerleşik biçimde incelenmediği görüldü; bu kapsamda çalışmamız literatüre katkı sağlayabilecek sonuçlar ortaya koydu. Çalışmamızda tanımlanan radyal sarı-beyaz çizgiler baş-boyunda daha sık olup yüksek risk, nodüler alt tip ve daha yüksek invazyon derinliği ile ilişkili bulunmuş; düzensiz sınırlı mavi-gri yapılar ise düşük sıklıkta saptanmış ve prognostik ve histopatolojik değişkenlerle anlamlı ilişki göstermemiştir. Radyal lineer damarlar yüzeyel alt tipte daha düşük, mikronodüler alt tipte daha yüksek sıklıkta izlenmiş ve agresif alt tip içeren lezyonlarda daha sık saptanmıştır. Sonuç olarak çalışmamız, dermatoskopinin BHK'de tanıya ek olarak histopatolojik alt tip ve nüks riski hakkında da öngörü sağlayabileceğini; özellikle beyaz yapısız alanlar, sarı-beyaz globüller, radyal sarı-beyaz çizgiler ve radyal lineer damarların klinik karar süreçlerini destekleyebilecek dermatoskopik ipuçları olabileceğini göstermektedir.