Pemfigus vulgaris'in sosyodemografik, klinik özellikleri ve inflamatuar biyobelirteçlerin tedavi ile ilişkisinin değerlendirilmesi
Tezin Türü: Tıpta Uzmanlık
Tezin Yürütüldüğü Kurum: Gazi Üniversitesi, Tıp Fakültesi, DERİ VE ZÜHREVİ HASTALIKLAR ANABİLİM DALI, Türkiye
Tezin Onay Tarihi: 2025
Tezin Dili: Türkçe
Öğrenci: ZELİHA KARABUDAK ÖZBAKIR
Danışman: NİLSEL İLTER
Açık Arşiv Koleksiyonu: AVESİS Açık Erişim Koleksiyonu
Özet:Otoimmün büllöz hastalıklar, deri ve mukozada hücreler arası ile hücre-matriks bağlantılarının otoantikorlar tarafından hedef alınması sonucu ortaya çıkar. Bu grubun en iyi bilinen örneği olan pemfigus, desmoglein-1 (Dsg1) ve desmoglein-3 (Dsg3) antijenlerine karşı gelişen otoantikorlarla karakterizedir. Bu çalışma, merkezimizde takip edilen PV hastalarının demografik ve klinik özelliklerini, komorbiditelerini, tedavi yanıtlarını ve nüks/remisyon dinamiklerini inflamasyon biyobelirteçleri ile birlikte değerlendirmeyi amaçlamaktadır. Elde edilen bulguların, PV yönetimi ile takip stratejilerinin ve hasta bakım süreçlerinin iyileştirilmesine katkı sağlaması hedeflenmektedir. Gazi Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi Deri ve Zührevi Hastalıkları Anabilim Dalı'nda PV tanısı ile izlenen toplam 117 hasta retrospektif olarak incelendi. Hastaların demografik verileri, klinik ve laboratuvar bulguları, takip süreleri, uygulanan tedaviler ve tedavi yanıtları retrospektif olarak derlendi. Veriler uygun istatistiksel yöntemlerle analiz edildi. Hastaların %64,1'i kadın, tanı yaşı ortalaması 45,5 yıldı. Hastaların %69,2'sinde (n=81) mukozal+kutanöz, %22,2'sinde (n=26) yalnızca mukozal, %8,5'inde (n=10) ise yalnızca kutanöz tutulum saptandı. Yalnızca kutanöz tutulumun erkeklerde daha sık olduğu görüldü (p=0,032). Medyan takip süresi 101 ay, hastalık süresi 72 ay, ilk remisyona ulaşma süresi ise 13 ay olarak bulundu. Toplam 56 hasta (%47,9) en az 24 ay süreyle tedavisiz tam remisyon halinde izlendi. En sık görülen komorbiditeler tanı öncesinde hipertansiyon (%14,5) ve hiperlipidemiydi (%12,8). Statin grubu ilaçlar, tanı öncesinde en sık kullanılan ilaçlardı (%12,8). 13 hastada (%11,1) eşlik eden ek bir otoimmün hastalık bulunmaktaydı. İlk sıra tedavide en sık kortikosteroid (KS) ve azatioprin (AZA) kombinasyonunun tercih edildiği; rituksimab (RTX)'ın ise ikinci sıra ve sonrasında en sık başvurulan ajan olduğu görüldü. Çalışmamızda retrospektif olarak nötrofil, lenfosit, monosit ve trombosit sayıları ile bunlardan köken alan SII, SIRI gibi sistemik inflamasyon ilişkili indeksler; ayrıca trombosit parametreleri olan MPV ve PCT ile HDL düzeyleri ve monosit/HDL oranları retrospektif olarak değerlendirildi. Bu parametreler tanı anında (0. ay) ve tedavinin 3. ayında karşılaştırılarak tedavilerin bu parametreler üzerindeki etkisi ve kardiyometabolik profile olası katkısı tartışıldı. Bu karşılaştırmalarda, SIRI ve SII değerlerinde tüm tedavi alt gruplarında beklenen düzeyde anlamlı bir düşüş izlenmedi (sırasıyla p=0,114 ve p=0,273). Buna karşın kısa izlem sürecinde tüm hasta grubunda diğer biyobelirteçlerde belirgin değişiklikler saptandı: trombosit sayısında azalma (p=0,038), MPV (p<0,001), PCT (p=0,004) ve monosit/HDL oranında düşüş (p=0,002); buna eşlik eden HDL (p=0,001) ve nötrofil (p=0,023) düzeylerinde artış gözlendi. İlk sıra tedavi alt grupları arasında ise hasta sayısının yetersizliği nedeniyle karşılaştırma yapılmadı. Çalışmamız, kısa dönem izlemde SII ve SIRI'nin tedavi yanıtını yansıtmakta sınırlı kalabildiğini ancak trombosit parametrelerinin takipte daha duyarlı olabileceğini göstermektedir. Ayrıca monosit/HDL'deki anlamlı düşüşe HDL artışının eşlik etmesi, inflamatuar yükte azalma ile birlikte kardiyometabolik risk profilinde kısa dönemde olumlu yönde bir değişim olasılığına işaret etmektedir. Çalışmamızın sonuçları, inflamatuar indekslerin tedaviyle ilişkisini ele alarak PV'de tedavi seçimi ve takibine ilişkin mevcut literatüre katkı sunmaktadır. Daha geniş örneklem ve uzun dönem izlem içeren ileri çalışmalar, hastalığın seyri ve tedavi seçeneklerinin daha iyi anlaşılmasına yardımcı olacaktır.