Fototerapi alan yenidoğanlarda fototerapi dozu ile serum nitrik oksit ve vasküler endoteliyal büyüme faktörü düzeyi ilişkisi
Tezin Türü: Tıpta Uzmanlık
Tezin Yürütüldüğü Kurum: Gazi Üniversitesi, Tıp Fakültesi, Dahili Tıp Bilimleri, Türkiye
Tezin Onay Tarihi: 2002
Tezin Dili: Türkçe
Öğrenci: ÖZDEN TURAN
Danışman: NURİYE EBRU ERGENEKON
Özet:ÖZET Fototerapi, yenidoğan döneminin önemli bir sorunu olan hiperbilirubinemi tedavisinde kullanılan yan etkisi az olan bir tedavi yöntemidir. Fototerapinin yenidoğanların hemodinamisi üzerine etkileri bilinmekte ise de bu etkiyi sağlayan mediyatörler çok iyi aydınlatılamamıştır. VEGF ve NO 'in damar dengesinin sağlanmasında önemli iki faktör olduğu ve birbirini etkilediği düşünülmektedir. Fototerapi ile NO düzeylerinin arttığına dair in vitro çalışmalar mevcuttur. Ancak VEGF düzeyleri ile ilgili bilgi yoktur. Bu çalışmada, değişik gestasyon yaşlarındaki yenidoğanlara fototerapi uygulamasının bebekte serum NO ve VEGF düzeyleri üzerine olan etkisi araştırıldı ve yakın ya da uzak fototerapi uygulamasının bebeğin vücut ısısı, kalp hızı ve kan basıncı üzerinde farklı etki yapıp yapmadığı incelendi. Çalışma sonunda fototerapi ile vücut ısısının yükseldiği, kalp hızı ve kan basıncının az da olsa etkilendiği görüldü. Ancak bu değişiklikler bebekleri etkileyecek düzeye ulaşmadı. Fototerapinin gerek yakın gerekse uzak uygulaması ile vital bulgular arasında hastayı etkileyecek derecede fark gözlenmedi. In vitro olarak gösterilmiş olanın aksine fototerapi uygulamasının ya da dozunun NO düzeylerinde bir artışa neden olduğu gösterilemedi, aksine bu mediyatör düzeylerinde yakın fototerapi alan preterm bebekler hariç düşme saptandı. VEGF düzeylerinde de fototerapi ile artış gözlenmedi, term bebeklerde tedavi ile düştüğü saptandı. Bu sonuçlarla fototerapinin NO düzeylerine artırmak yoluyla aşın vazodilatasyona ya da PDA'un açılmasına yol açabileceği görüşü in vivo olarak desteklenmedi. VEGF düzeylerinin ise fototerapi ile düşme eğilimi gösterdiği saptandı. Sonuç olarak; bu çalışma fototerapinin en azından kardiyovasküler etkileri yönünden riskli pretermlerde dahi güvenle kullanılabilecek bir tedavi yöntemi olduğu kanısını pekiştirmiştir.