Neovasküler tip yaşa bağlı makula dejenerasyonunda anti-vegf tedaviye farklı yanıtlı olguların klinik ve optik koherens tomografi anjiografi özelliklerinin incelenmesi
Tezin Türü: Tıpta Uzmanlık
Tezin Yürütüldüğü Kurum: Gazi Üniversitesi, Tıp Fakültesi, Cerrahi Tıp Bilimleri, Türkiye
Tezin Onay Tarihi: 2018
Tezin Dili: Türkçe
Öğrenci: ECE ÖZDEMİR
Danışman: İHSAN GÖKHAN GÜRELİK
Açık Arşiv Koleksiyonu: AVESİS Açık Erişim Koleksiyonu
Özet:Çalışmanın amacı, neovasküler tip yaşa bağlı makula dejenerasyonu (YBMD) tanısıyla izlenen ve anti-VEGF tedaviye iyi veya yetersiz yanıt veren olguların klinik ve morfolojik özelliklerinin incelenmesi, ve optik koherans tomografi anjiografi (OKTA) ile lezyon karakteristiklerinin kalitatif ve kantitatif tanımlanmasıdır. Bu amaçla, YBMD tanısıyla en az 12 ay boyunca düzenli takip ve tedavi gören olgular, görme keskinliği değişimi, hastalık rekürrensi ve enjeksiyon sıklığı gibi faktörler açısından retrospektif olarak incelenerek tedaviye "iyi yanıt (Grup A)" ve "yetersiz yanıt (Grup B)" grupları oluşturuldu. Klinik ve demografik özellikleri; floresein anjiografi (FA), indosiyanin yeşili anjiografi, optik koherans tomografi (OKT) bulguları, ve OKTA görüntüleri incelendi. Kalitatif analizde damar ağının yapısı iki farklı sınıflandırma (gevşek/ yoğun/ karma tip ve immatür (medusa/ seafan/ belirsiz)/ matür patern (budanmış ağaç)) ile incelendi. Kantitatif analizde, Angiotool yazılımı kullanılarak lezyona ait damar alanı ve uzunluğu, bağlantı yoğunluğu, lakünarite gibi parametreler analiz edildi. Ortalama 46,8 aylık takipte 9 Anti-VEGF enjeksiyonu yapılan 22 olgu "iyi yanıt" grubunda, ortalama 49,9 aylık takipte 27,4 enjeksiyon yapılan 19 olgu "yetersiz yanıt" grubunda olmak üzere toplam 41 hastanın 41 gözü çalışmaya dahil edildi. Gruplar arasında yaş, cinsiyet, başlangıç görme keskinliği ve santral fovea kalınlığı, KNV tipi, OKT'de başlangıçta izlenen morfolojik bulgular (subretinal sıvı, intraretinal sıvı ve pigment epitel dekolmanı varlığı), koroid kalınlığı açısından fark izlenmedi. Lezyon boyutu Grup B'de Grup A'ya göre başlangıçta 2,7 kat, finalde 1,7 kat daha geniş bulundu (p=0,037, p=0,041, sırasıyla). Arka hyaloidin yapışık olduğu olgular başlangıçta Grup B'de anlamlı olarak daha fazla olsa da (p=0,02), bu fark finalde anlamlı değildi (p=0,16). Kalitatif analizde Grup A'da gevşek tip damar ağı yoğun tipe göre (%45,5 ve %22,7), Grup B'de ise yoğun tip damar ağı gevşek tipe göre (%47,4 ve %31,6) daha fazlaydı; ancak, bu fark istatiksel olarak anlamlı bulunmadı. Kantitatif analizde lezyon heterojenitesini gösteren lakünarite indeksi Grup A'da Grup B'ye kıyasla anlamlı olarak yüksekti (p=0,007). Bağlantı yoğunluğu açısından gruplar arasında anlamlı fark saptanmadı. Sonuç olarak, kantitatif analiz metotu neovasküler yapıların incelenmesinde objektif değerlendirme sağlamıştır. Lakünarite indeksi KNV olgularının takip ve tedavi stratejilerinin belirlenmesinde önemli bir parametre olarak kullanılabilir. Lezyon boyutunun tedavi yanıtını etkileyen en önemli parametrelerden biri olduğunun gösterilmesi, erken tanı ve tedavinin önemini ortaya koymaktadır.