Taşra kıyı kentlerinde mekansal değişim: Giresun örneği


Tezin Türü: Yüksek Lisans

Tezin Yürütüldüğü Kurum: Gazi Üniversitesi, Fen Bilimleri Enstitüsü, Türkiye

Tezin Onay Tarihi: 2016

Öğrenci: MUSTAFA VEYSİ ÖZCAN

Danışman: NEVİN GÜLTEKİN

Özet:

Kentsel mekân, doğaya karşı/uyumlu biçimde, uzun süreçte farklı etkenlerle ve bileşenlerle, yerel dinamiklere ve bilgiyle bağdaşık üretilir, sürdürülür, değiştirilir ya da yeniden yaratılır. Mekânının algısal (doğal/yapılı çevre), zihinsel (kavramlaştırılan yer) ve sosyal (kimlik, bellek, aidiyet) bileşenlerinin etkileşimiyle, algısal mekân geçmişi de barındırdığı nesnel öğeleriyle anlam ve değer kazanır. Bu öğelerin biçimlenmesinde, konumlandığı coğrafyada yer alışı belirleyicidir. Böylece, su kenarı kentlerinin, mekânsal strüktürü ve mimarisi kara kentlerine göre farklılaşmaktadır. Bu farklılaşma ya da kentsel kimliğin oluşumunda, kıyı yerleşimlerinde suya bağımlılık derecesi diğer bir deyişle, doğal liman ve kıyı gerisinde yerleşime uygun ekolojik taban belirleyici olmaktadır. Anadolu liman kentleri bu etkileşimi, günümüze ulaşabilen Osmanlı Döneminin izleri ve mimarisiyle, tarihsel süreçte liman işlevleriyle gelişen çokkatmanlı ve çokkültürlü kentsel nitelikleri çoğunlukta aktarmaktadır. Karadeniz Havzasının güneydoğusunda yer alan Giresun Kenti de liman kenti özelliklerini, kıyı ve gerisindeki geleneksel, tarihsel dokusu üzerinden, kentsel mekânsal yapı değişim süreç ve etkenlerini tanımlayacak niteliklere sahiptir. Giresun Kentinde küreselleşmenin uzantısında kentlerin birbirleriyle yarışan işletmeler gibi örgütlenerek, kentsel yenileme ya da dönüşüm adıyla mekânsal ve doğal kimliğinin silinmesi de kolaylıkla izlenebilmektedir. Bu nedenle bu tez çalışmasında, Giresun kenti çalışma alanı olarak belirlenerek, tek bir örnek üzerinden genelleme iddiası taşımadan, mekânsal kimliğin önemi ile birlikte gelişimine ilişkin çıkarsamalar elde etmek ve kent planlamada yönlendirici olmasına dikkat çekmek amaçlanmıştır. Bu kapsamda mevcut teorilerin ya da hazır hipotezlerin sınanması yerine, mevcut değerlerin belgelenmesi ve geleceğe aktarılmasında umut taşıması önemsenmiştir.