Preterm doğum belirleyiciliğinde maternal plazma G-CSF'in yeri
Tezin Türü: Tıpta Uzmanlık
Tezin Yürütüldüğü Kurum: Gazi Üniversitesi, Tıp Fakültesi, Cerrahi Tıp Bilimleri, Türkiye
Tezin Onay Tarihi: 2004
Tezin Dili: Türkçe
Öğrenci: HÜLYA KULA (POLAT)
Danışman: MEHMET ZEKİ TANER
Özet:54 ÖZET Preterm doğumun belirlenmesinde sensitif veya spesifik olmayan obstetrik öykü, demografik faktörler ya da semptomlar gibi güvenilir olmayan geleneksel yöntemlerin yerine, hangi gebelerin risk altında olduğunun belirlenmesi ve korunabilmeleri için daha özgün ve duyarlı araçlara gerek vardır. Preterm doğumun % 40'dan fazla oranda enfeksiyonla bağlantılı olduğu gösterilmiştir. Intrauterin enfeksiyonun klinik ve laboratuvar tanı kriterleri ise yeterince duyarlı ve özgün değildir. Enfeksiyona bağlı inflamasyonda salınan pek çok sitokinden biri olan G-CSF 'in, preterm doğum yapan hastalardaki olası subklinik enfeksiyonun temeline dayanarak amnion ve maternal serum düzeylerinin yükselmesi beklenir. Çalışmamız 24 - 28. gebelik haftasında olan gebelerde preterm doğum belirleyicisi olarak maternal plazma G-CSF düzeylerinin belirleyiciliği ve klasik risk skorlama yöntemlerine göre üstünlüğü araştırılmak üzere planlanmıştır. 450 gebeyi içeren hasta grubumuzda preterm eylem oranı % 17,3, preterm doğum oranı % 8,89 olarak bulunmuştur. Preterm doğum yapan hastaların % 82,5 'i hiçbir risk faktörüne sahip değildir. Plazma G-CSF düzeylerine bakıldığında hem preterm eyleme giren hastaların hem de preterm doğum yapan hastaların plazma G-CSF düzeyleri term doğum yapanlardan anlamlı olarak yüksek bulunmuştur ( p<0,001 ). Yine hem preterm hem de term doğum yapan hastaların CRP, sedimentasyon ve BK düzeyleri ile plazma G- CSF düzeyleri arasında anlamlı bir korelasyon gözlemlenmemiştir. Plazma G-CSF düzeylerinin 469,5 pg/ml eşik değeri ile preterm doğum belirleyiciliğinde ki duyarlılığı % 70 ve özgünlüğü %70,1 dir.55 Bu sonuçlar ışığında maternal plazma G-CSF düzeyleri bilinen akut faz reaktanlarından bağımsız olarak preterm doğumda anlamlı bir yükseklik göstererek klasik risk belirleme kriterlerinden daha belirleyici görülmektedir. Ancak, maliyet ve rutin uygulama zorlukları nedeniyle klinik değerliliği tartışılabilir. Bu nedenle maliyet / yarar oranlarını da kapsayan geniş çalışmaların gerekli olduğu kanısındayız.