PRİMER HİPEROKSALÜRİ KAYIT SİSTEMİ: ÇOK MERKEZLİ TÜRKİYE VERİSİ
Tezin Türü: Tıpta Uzmanlık
Tezin Yürütüldüğü Kurum: Gazi Üniversitesi, Tıp Fakültesi, Dahili Tıp Bilimleri, Türkiye
Tezin Onay Tarihi: 2025
Tezin Dili: Türkçe
Öğrenci: ELİFSU GÖZDE AKBÖRÜ
Danışman: Sevcan Azime Bakkaloğlu Ezgü
Açık Arşiv Koleksiyonu: AVESİS Açık Erişim Koleksiyonu
Özet:Primer hiperoksalüri (PH), nadir görülen otozomal resesif geçişli bir metabolik hastalık olup, böbrek taşları, nefrokalsinozis ve ilerleyici böbrek yetmezliği ile karakterizedir. Bu çalışmada PH ulusal kayıt sistemi verileri kullanılarak Türkiye'deki çocuk nefroloji merkezlerinde takip edilen PH tanılı hastaların demografik ve klinik özelliklerinin, fenotipik ve genotipik özelliklerini, tanı ve tedavi süreçlerinin değerlendirilmesini amaçlanmıştır. Çalışmaya, PH1, PH2 veya PH3 tanısı almış 0-18 yaş aralığında 88 hasta dahil edilmiştir. Veriler, Türkiye genelinde çok merkezli bir kayıt sistemi aracılığıyla toplanmış ve analiz edilmiştir. Hastaların klinik tanıları büyük çoğunlukla genetik analiz, daha nadir olarak da karaciğer biyopsisi-enzim aktivite tayini veya idrar oksalat metabolitlerinin değerlendirilmesi ile doğrulanmıştır. Çalışmada, hastaların yaş, cinsiyet, ilk başvuru nedenleri, tanı alma süreleri, genetik mutasyon tipleri, uygulanan tedaviler ve hastalık prognozları analiz edilmiştir. Hastaların %56'sı erkek, %44'ü kız olup, en sık başvuru nedenleri kalsiyum oksalat taşları ve tekrarlayan idrar yolu enfeksiyonlarıdır. İlk belirtiler ortalama 7. ayda ortaya çıkarken, kesin tanı ortalama 3 yaşında konmuştur. Tanı konulmadan önce hastaların %67'sinde semptomların mevcut olduğu, ancak tanının yaklaşık 2,5 yıl geciktiği belirlenmiştir. Genetik incelemelerde hastaların %85'inde AGXT mutasyonları saptanmış olup, PH1 en yaygın alt tip olarak tespit edilmiştir. En yaygın mutasyonun PH1'de c.971_972delTG olduğu saptanmış olup belirgin bir fenotip-genotip korelasyonu saptanamamıştır. Yedi hasta siRNA 77 tedavisi (Lumasiran ve Nedosiran) altında olup, bu hastalardan böbrek fonksiyonları normal olanlarında uzun dönem etkililik ve güvenlilik verileri beklenmektedir. Son dönem böbrek yetmezliği gelişen hastalarda kombine karaciğer ve böbrek naklinin, izole böbrek nakline kıyasla daha iyi sonuç verdiği görülmüştür. Bu çalışma, Türkiye'de PH1 hastalarındaki en sık genotipi belirlemekte, erken tanı ve tedavinin önemini vurgulamaktadır. Primer Hiperoksalüri Kayıt Sistemi dahil olan hastaların artması ile güvenilir bir Türkiye ulusal verisinin oluşmasına, hastalığın tüm alt tiplerinin seyrinin ve uzun dönem prognozunun belirlenmesine, yeni erişilen siRNA tedavilerin etkisinin değerlendirilmesine olanak sağlayacaktır.