Dondurulmuş çözülmüş embriyo transferi sikluslarında endometrial hazırlık protokollerinin doğal döngü yapay döngü ve alt gruplarının gebelik sonuçlarına etkisi
Tezin Türü: Tıpta Uzmanlık
Tezin Yürütüldüğü Kurum: Gazi Üniversitesi, Tıp Fakültesi, Cerrahi Tıp Bilimleri, Türkiye
Tezin Onay Tarihi: 2024
Tezin Dili: Türkçe
Öğrenci: SEÇİL İREM ALPÇETİN
Danışman: MÜNİRE FUNDA CEVHER AKDULUM
Açık Arşiv Koleksiyonu: AVESİS Açık Erişim Koleksiyonu
Özet:Günümüzde yardımcı üreme tekniklerinin gelişmesi ile birlikte ovaryen hiperstimülasyon sendromundan kaçınma, preimplantasyon genetik testlerin (PGT) yapılmasına olanak vermesi dolayısıyla dondurulmuş embriyo transfer siklusları daha sık kullanılmaya başlanmıştır. [64-67]. Dondurulmuş embriyo transferi (DET) öncesi uygun endometriyal hazırlık, doğal siklus protokolü ve hormon replasman tedavisi (HRT) protokolü olarak temel iki yaklaşım ile gerçekleştirilir. Bu rejimler progesteron takviyesi ve HCG tetiği ile modifiye edilebilir.[71, 72] Farklı protokoller kullanılan sikluslarda üreme, obstetrik ve maternal sonuçlar açısından birtakım farklılıklar mevcuttur. Ancak implantasyon oranları ve/veya canlı doğum oranları dikkate alındığında, bugüne kadar herhangi bir yönteminin diğerine üstün olduğunu destekleyecek bir kanıt bulunamamıştır. [8, 73, 74] HRT protokolü ile oluşan gebeliklerde işlevsel bir korpus luteum bulunmaması erken dönemde salınan maternal kardiyovasküler adaptasyon için önemli olan relaxin gibi vazoaktif maddelerin serumda eksik olmasının olumsuz sonuçları nedeniyle ovulatuar kadınlarda daha çok doğal siklus protokolleri tercih edilmeye başlandı. [80]. Çalışmamızda bu iki temel yaklaşımın farklılıkları ve gebelik sonuçlarına etkileri araştırılmıştır. Endometrial kalınlık, estradiol seviyeleri, progesteron düzeyleri arasında gruplar arasında farklılık izlenmesine rağmen, bu farklılıklar gebelik sonuçlarına yansımamıştır. Regresyon sonuçlarına göre devam eden bir gebeliği predikte eden faktörler arasında yaş, endometrial kalınlık, progesteron başlamadan önceki estradiol seviyesi, embriyo sayısı ve gelişim aşaması mevcuttur. İstatistiksel olarak doğal siklus ve HRT protokollerinde gebelik sonuçları açısından fark izlenmemiştir. Bununla birlikte, BMI, infertilite süresi gibi demografik veriler gebelik sonuçlarına istatistiksel olarak anlamlı bir etki göstermemiştir Verilerimizin analizi, DET döngülerinde doğal ve HRT yaklaşımlarının her ikisinde de embriyo transferi günündeki serum P4 seviyelerine göre luteal faz desteğinin bireyselleştirilmesinin gebelik sonuçlarını iyileştirebileceğini göstermektedir. Bu bireyselleştirme, çalışmamızda vajinal dozun iki katına çıkarılması ya da MVP ile SC uygulaması sırasında SC dozunun iki katına çıkarılması ile sağlanmıştır Sonuç olarak, çalışmamızla desteklenen bilgiler ışığında uygun hastalarda DET için Gerçek doğal siklus protokolü başta olmak üzere modifiye doğal siklus ve progesteron destekli doğal siklus protokolleri tercih edilmelidir. HRT siklusları ile benzer gebelik sonuçlarına ulaşılmış olması nedeniyle Doğal siklus protokolünü benimsemek hem maliyet etkin bir yaklaşım için hem de HRT sikluslarının olumsuz sonuçlarından kaçınmak için daha etkin olacaktır. Doğal siklus protokolünde ovülasyonun tespiti çok önemli olup ultrasonografi ile folikül takibine ek olarak yükselmiş serum LH, ovulasyon öncesine göre azalan östrojen, ve >1ng/ml üzerine yükselmiş progesteron düzeyleri ölçülerek karar verilmesi daha güvenilir olacaktır.