Diyabetik nefropatiyi erken saptamak için biyobelirteçlerin etkinliği ve tırnak yatağı kapilleroskopisi ile ilişkisinin değerlendirilmesi
Tezin Türü: Tıpta Uzmanlık
Tezin Yürütüldüğü Kurum: Gazi Üniversitesi, Tıp Fakültesi, Dahili Tıp Bilimleri, Türkiye
Tezin Onay Tarihi: 2026
Tezin Dili: Türkçe
Öğrenci: HİLALGÜL SAĞLAM KARA
Danışman: AYSUN BİDECİ
Açık Arşiv Koleksiyonu: AVESİS Açık Erişim Koleksiyonu
Özet:Giriş: Diyabetik nefropati (DN), Tip 1 Diyabetes Mellitus (T1DM) tanılı çocuk ve adolesanlarda en önemli mikrovasküler komplikasyonlardan biri olup, ilerleyen dönemde son dönem böbrek hastalığının (SDBH) başlıca nedenini oluşturmaktadır. Bu nedenle, böbrek hasarı riski altındaki hastaların erken dönemde saptanması ve tedavi edilmesi, hastalığın ilerlemesini önlemede kritik bir rol oynar. Günümüzde erken tanıda standart yöntem olarak kullanılan mikroalbüminüri, tek başına yeterli bir öngörücü olarak kabul edilmemektedir. Bunun temel nedenleri, proteinüri sergilemeyen DN olgularının varlığı, ileri düzeyde glomerüler hasarın albüminüri başlamadan önce gelişebilmesi ve bu belirtecin ateş veya egzersiz gibi böbrek dışı faktörlerden etkilenerek tanısal güvenilirliğinin düşmesidir. Son yıllarda, DN patogenezinde glomerüler hasarın yanı sıra tübüler hasarın da önemli bir rol oynadığı anlaşılmıştır. Bu bağlamda, Nötrofil Jelatinazla İlişkili Lipokalin (NGAL), Böbrek Hasar Molekülü-1 (KIM-1) ve Sistatin C gibi yeni tübüler biyobelirteçler ile sistemik mikrovasküler hasarı non-invaziv olarak değerlendiren Tırnak Yatağı Kapilleroskopisi (TYK) umut verici yöntemler olarak öne çıkmaktadır. Bu çalışmanın amacı, T1DM tanılı çocuklarda DN'nin erken dönemde saptanmasında idrar ve serum NGAL, idrar KIM-1 ve sistatin C düzeyleri ile TYK bulgularının tanısal değerini ve aralarındaki ilişkiyi değerlendirmektir. Gereç ve Yöntem: Çalışmaya Gazi Üniversitesi Tıp Fakültesi Çocuk Endokrinoloji Bilim Dalı'nda T1DM tanısıyla en az 2 yıldır izlenen, 10–18 yaş arası 44 çocuk hasta ile yaş açısından benzer, patolojik olmayan boy kısalığı ile takip edilen 44 sağlıklı çocuk dahil edildi. Tüm olguların çalışma başında ayrıntılı öyküleri alındı ve fizik muayeneleri yapıldı. Katılımcıların cinsiyet, yaş ve diyabet süresi kaydedildi. Boy, VKİ ve sistolik–diyastolik KB ölçümleri alındı. Olguların kan tetkiklerinden BUN, kreatinin, GFH, albümin, HbA1c, total kolesterol, LDL kolesterol, VLDL, HDL kolesterol ve sistatin C değerleri kaydedildi. Mikroalbüminüri taraması için katılımcılardan sabah ilk idrar örnekleri alındı. Buna ek olarak, erken tübüler hasar belirteçleri olan serum NGAL, idrar NGAL ve idrar KIM-1 düzeyleri Enzyme-Linked Immunosorbent Assay (ELISA) yöntemiyle ölçüldü. Mikrovasküler yapısal değişikliklerin değerlendirilmesi ise Tırnak Yatağı Kapilleroskopi cihazı kullanılarak gerçekleştirildi. Verilerin analizinde gruplar arası karşılaştırmalar için Bağımsız Gruplar T Testi ve Mann-Whitney U testi, kategorik değişkenler için Ki-Kare testi, korelasyon analizi ve biyobelirteçlerin tanısal performansını değerlendirmek için ROC analizi kullanıldı. Bulgular: T1DM grubunda, kontrol grubuna kıyasla idrar NGAL, serum NGAL ve idrar KIM-1düzeyleri istatistiksel olarak anlamlı derecede yüksek saptandı (tümü için p<0,001). Buna karşılık, Sistatin C düzeyleri arasında gruplar arası istatistiksel olarak anlamlı bir fark bulunmadı( p = 0,085). Ayrıca, hiperfiltrasyonu olan T1DM hastalarında mikroalbüminüri sıklığının, hiperfiltrasyonu olmayanlara göre anlamlı derecede daha yüksek olduğu bulundu (%38,5'e karşılık %9,7; p = 0,037). Mikroalbüminürisi olan T1DM hastalarında, olmayanlara kıyasla idrar NGAL (p < 0,001) ve idrar KIM-1 (p < 0,001) düzeyleri istatistiksel olarak anlamlı şekilde daha yüksek bulundu. Normoalbuminürik T1DM hastalarında dahi serum NGAL, idrar NGAL ve idrar KIM-1 düzeyleri sağlıklı kontrollere göre anlamlı olarak yüksekti(tümü için p<0,001).ROC analizinde, idrar NGAL (Eğri Altındaki Alan EAA: 0,91) ve idrar KIM-1 (EAA: 0,97) mikroalbüminüri varlığını öngörmede yüksek ayırt edici güce sahipti. DN'nin erken evrelerinden biri olan hiperfiltrasyon varlığının, çalışılan biyobelirteç düzeyleri üzerinde istatistiksel olarak anlamlı bir etkisi görülmedi. T1DM grubunda en sık saptanan kapilleroskopi bulguları kapiller tortüyozite (%45,5) ve crosslinked kapillerlerdi (%31,8). TYK bulguları açısından T1DM ve kontrol grupları arasında anlamlı bir fark saptanmadı. Ancak T1DM hastaları kendi içinde analiz edildiğinde, kapiller tortüyozite ve mikrohemoraji sıklığı, mikroalbüminürisi olan hastalarda (%87,5), olmayanlara göre (%36,1) anlamlı derecede daha yüksekti ( sırasıyla p = 0,015; p = 0,030). Tırnak yatağında mikrohemoraji saptanan T1DM hastalarında idrar NGAL ve idrar KIM-1 düzeyleri, mikrohemorajisi olmayanlara göre anlamlı derecede daha yüksekti (sırasıyla p=0,009 ve p=0,017). Sonuç: Bulgularımız, idrar NGAL ve KIM-1'in, T1DM'li çocuklarda mikroalbüminüri varlığı ile güçlü bir ilişki sergileyen ve böbrek tübüler hasarını erken dönemde saptayabilen değerli ve hassas biyobelirteçler olduğunu doğrulamaktadır. Ek olarak, kapiller tortüyozite ve mikrohemoraji gibi TYK bulgularının mikroalbüminüri ile ilişkili olması, bu non-invaziv yöntemin sistemik mikrovasküler hasarı değerlendirmede önemli bir araç olabileceğini düşündürmektedir. Bu çalışma, idrar NGAL ve KIM-1 gibi tübüler hasar belirteçleri ile TYK incelemesinin birleşik kullanımının, DN riski altındaki çocukların erken ve non-invaziv olarak saptanmasında değerli bir yaklaşım olabileceğini göstermektedir.