Hidradenitis süpürativa hastalarında klinik ve histopatolojik bulgular ile doku jak-stat yolağı ekspresyonu ilişkisinin değerlendirilmesi
Tezin Türü: Tıpta Uzmanlık
Tezin Yürütüldüğü Kurum: Gazi Üniversitesi, Tıp Fakültesi, DERİ VE ZÜHREVİ HASTALIKLAR ANABİLİM DALI, Türkiye
Tezin Onay Tarihi: 2025
Tezin Dili: Türkçe
Öğrenci: YUSUF CAN EDEK
Danışman: MUHTEREM POLAT
Açık Arşiv Koleksiyonu: AVESİS Açık Erişim Koleksiyonu
Özet:Hidradenitis süpürativa (HS); intertriginöz yerleşimli, ağrılı nodüller, apseler, sinüs traktları ve skar oluşumuyla karakterize, kronik ve yaşam kalitesini ciddi oranda bozan inflamatuvar bir deri hastalığıdır. Hastalığın patogenezinde genetik yatkınlık, çevresel faktörler (sigara, obezite) ve immün disregülasyon suçlansa da moleküler mekanizmalar tam olarak aydınlatılamamıştır. Son yıllarda, proinflamatuvar sitokinlerin (TNF-α, IL-17, IL-23 vb.) sinyal iletiminde kritik rol oynayan Janus Kinaz-Sinyal İletici ve Transkripsiyon Aktivatörü (JAK-STAT) yolağı potansiyel bir terapötik hedef olarak öne çıkmaktadır. Bu çalışmanın temel amacı; HS hastalarının lezyonlu dokularında (epidermis, dermis ve kıl folikülü kompartmanlarında ayrı ayrı olmak üzere) JAK1, JAK2 ve JAK3 ekspresyon düzeylerini belirlemek, bu düzeyleri sağlıklı kontrol grubuyla karşılaştırmak ve ekspresyon yoğunluğunun hastaların demografik özellikleri, klinik fenotipleri, hastalık şiddeti (IHS4 skoru, Hurley evresi) ve histopatolojik bulguları ile olan ilişkisini çok yönlü olarak analiz etmektir. Bu kesitsel ve vaka-kontrol tipi çalışmaya, Gazi Üniversitesi Tıp Fakültesi Deri ve Zührevi Hastalıkları Anabilim Dalı'nda takip edilen ve lezyonuna cerrahi eksizyon uygulanan 50 HS hastası dahil edildi. Formalinle fikse edilmiş parafin gömülü doku örneklerinde JAK1, JAK2 ve JAK3 antikorları kullanılarak immünhistokimyasal boyama yapıldı. Boyanma desenleri, epidermal keratinositlerde, dermiste inflamatuvar infiltratta semikantitatif bir yöntem olan Histo skor (H-skor) (0-300 arası) ile kıl folikülü epitelinde ise pozitif-negatif olarak değerlendirildi. İmmünhistokimyasal incelemede kontrol grubu olarak Gazi Üniversitesi Tıp Fakültesi Patoloji Anabilim Dalı'nda bulunan deri içeren mamoplasti materyalleri kullanıldı. Hastalık şiddeti "Uluslararası Hidradenitis Süpürativa Şiddet Skorlama Sistemi" (IHS4) ve "Hurley Evresi" ile belirlendi. Verilerin istatistiksel analizinde Mann-Whitney U, Kruskal-Wallis, Spearman korelasyon testleri ve çok değişkenli lojistik regresyon analizi kullanıldı; çoklu karşılaştırmalarda Holm düzeltmesi uygulandı. Çalışma grubunun %74'ü (n=37) erkek hastalardan oluşmakta olup, ortalama yaş 40,1 ± 13,4 yıl, ortalama tanı gecikme süresi 4,4 ± 3,2 yıl olarak saptandı. Hastaların %82'sinin aktif sigara içicisi olduğu görüldü. Histopatolojik incelemede en sık rastlanan bulgular arasında; kronik inflamasyon (%96), mikst inflamasyon (%84), aktif inflamasyon (%84), granülasyon dokusu (%72), ve folikülit (%66) bulunmaktaydı. İmmünhistokimyasal analizlerde; HS dokusunda dermal JAK1 ve JAK3 ekspresyonları, kontrol grubuna göre istatistiksel olarak anlamlı yüksek bulundu (p<0,001). Epidermal ve kıl folikülü epitelinde de JAK1 ve JAK3 artışı saptandı. (p=0,016, p<0,001). Buna karşın, dermal JAK2 ekspresyonu HS grubunda kontrol grubuna kıyasla anlamlı derecede düşük izlendi (p<0,001). Hastalık şiddeti ile korelasyon analizinde; dermal JAK3 Histo skoru ile hem IHS4 skoru (ρ=0,399, p=0,004) hem de Hurley evresi (ρ=0,380, p=0,006) arasında pozitif korelasyon saptandı. Ayrıca, şiddetli IHS4 grubunda dermal JAK1 düzeylerinin de anlamlı olarak arttığı görüldü. Çok değişkenli lojistik regresyon analizinde; dermal JAK1 artışının HS riskini artırdığı (OR: 1,029), dermal JAK2 düzeyinin ise hastalıkla ters yönlü (koruyucu/azalan) bir ilişkiye sahip olduğu (OR: 0,939) belirlendi (%84,5 model başarısı ile). Bölgesel analizde, gluteal bölge yerleşimli lezyonlarda dermal JAK3 ekspresyonunun diğer bölgelere göre anlamlı düzeyde yüksek olduğu tespit edildi (p=0,017). Çalışmamız, HS patogenezinde JAK-STAT yolağının "pan-aktivasyon"dan ziyade, JAK1 ve JAK3 izoformlarının baskın olduğu spesifik bir disregülasyon gösterdiğini ortaya koymaktadır. JAK2'nin hastalık dokusunda azalması, bu molekülün inflamasyondan ziyade doku homeostazı veya onarım süreçlerinde farklı bir rol üstlenmiş olabileceğini düşündürmektedir. Ayrıca JAK3 düzeylerinin hastalık şiddeti ve gluteal yerleşimle olan güçlü ilişkisi, bu molekülün bir biyobelirteç potansiyeli taşıdığına işaret etmektedir. Bu bulgular ışığında, HS tedavisinde tüm JAK yolunu baskılayan ajanlar yerine, JAK1 veya JAK3 hedefli selektif inhibitörlerin etkinlik ve güvenlik açısından daha üstün bir seçenek olabileceği öngörülmektedir. Çalışmamız, HS'nin moleküler haritasını çıkarmaya yönelik literatüre, kapsamlı immünohistokimyasal verilerle önemli bir katkı sunmaktadır.