Kalp yetersizliği hastalarında fractalkine (CX3CL1) seviyelerinin değerlendirilmesi


Tezin Türü: Tıpta Uzmanlık

Tezin Yürütüldüğü Kurum: Gazi Üniversitesi, Tıp Fakültesi, Dahili Tıp Bilimleri, Türkiye

Tezin Onay Tarihi: 2025

Tezin Dili: Türkçe

Öğrenci: GÜLSER EYLÜL ÇERİK

Danışman: Mustafa Candemir

Açık Arşiv Koleksiyonu: AVESİS Açık Erişim Koleksiyonu

Özet:

Giriş-Amaç: Kalp yetersizliği (KY) kalbin sistolik ya da diyastolik fonsiyonunda bozulmaya bağlı olarak gelişen yüksek morbidite ve mortalite ile seyredebilen progresif bir hastalıktır. Akut dekompanse kalp yetersizliği (AKY), kötü prognozla seyreden bir klinik durumdur ve erken tanı ile risk sınıflaması hayati önem taşımaktadır. Fractalkine (FKN), inflamasyon ve kardiyak disfonksiyonla ilişkili bir kemokin olarak dikkat çekmektedir. Bu çalışmada, plazma çözünür FKN düzeylerinin KY hastalarında akut dekompansasyonla ilişkisini değerlendirmek; bu potansiyel biyomarkerin kısa dönem prognoz üzerindeki potansiyel rolünü ortaya koymak amaçlanmıştır. Yöntem: Gözlemsel ve kesitsel desende tasarlanan bu çalışmaya, Gazi Üniversitesi Kardiyoloji servisinde yatan 120 AKY hastası ve polikliniğe ayaktan başvuran 120 kronik kompanse kalp yetersizliği (KKY) hastası dahil edilmiştir. Tüm hastalarda plazma çözünür FKN ve proBNP (N-terminal beyin natriüretik peptid) düzeyleri ölçülmüş; laboratuvar, demografik ve klinik veriler toplanmıştır. FKN düzeyleri ile 3 aylık mortalite, yoğun bakım ihtiyacı ve hemodiyaliz gereksinimi gibi sonlanım noktaları arasındaki ilişkiler değerlendirilmiş ve FKN'nin kısa dönem içerisindeki potansiyel prognostik değeri istatistiksel olarak analiz edilmiştir. Bulgular: FKN düzeyleri, AKY grubunda KKY grubuna göre anlamlı düzeyde yüksek saptanmıştır. Artan FKN düzeyleri; mortalite, yoğun bakım yatışı ve hemodiyaliz gereksinimi ile anlamlı ilişki göstermiştir. Çok değişkenli analizde FKN ve proBNP düzeylerinin, AKY gelişimini öngören bağımsız prediktörler olduğu belirlenmiştir. Sonuç: Sunulan tez çalışması sonucunda, plazma çözünür FKN'nin AKY tanı ve prognozu için bir araç olarak kullanılabileceği ortaya konmuştur. Ayrıca yüksek riskli hasta alt gruplarının erken tanımlanmasında ve klinik karar süreçlerinde yol gösterici olabilir.