Türk sanatında melek tasvirleri (sanat eğitiminde bir uygulama modeli)


Tezin Türü: Yüksek Lisans

Tezin Yürütüldüğü Kurum: Gazi Üniversitesi, Sosyal Bilimler Enstitüsü, RESİM-İŞ EĞİTİMİ ANABİLİM DALI, Türkiye

Tezin Onay Tarihi: 2000

Tezin Dili: Türkçe

Öğrenci: P. SEMA KEDİCİ

Danışman: SEMA BİLİCİ

Özet:

ÖZET "Türk Sanatında Melek Tasvirleri" konusunda gerçekleştirilmiş olan bu tez araştırması, ele alındığında bilgisayar taramasında "Melek+Türk+Sanatı" veya "Melek+lslam+Sanatı" anahtar kelimeleri ile ilgili hiçbir esere rastlanmadığı gibi Türk sanatı tarihçilerinden yalnız bazı araştırmacıların eserleri içinde "Türk Sanatı Melek Figürleri" saptanmıştır. Bu eserlerde genellikle, Topkapı Sarayı Müzesi Kütüphanesinde yer alan melek resmi içeren minyatürler ve daha çok Konya, Anadolu Selçuklu döneminde yapılmış olan kale kapısı melek figürlerinden söz edilmiştir. Yürütülen araştırmada Hun Türk İmparatorluğundan günümüz Türk sanatına gelene kadar 2500 yıllık Türk sanatı tarihinde çok sayıda özgün Türk Meleği tespit edilmiş ve bu figürler kronolojik olarak bir "Türk Sanatı Tarih Şeridi" kapsamına alınarak tasarımlanmıştır. Tez araştırmasında ayrıca tüm kültürlerin melek ikonografisi ve melek terminolojisi de tez kapsamına alınmıştır. İkonografik çalışmalar; melekler ile çizilen farklı kanat, göz, tekerlek ve güneş kursu gibi yoruma açık sembolik figürlerin kaynaklarının 5000 yıllık kadim uygarlıklara dayandığını göstermiştir. Bir çok uygarlık inançları ile ilgili; tanrıları, kutsal ruhları ve melekleri, kanatlı hayvan veya kanatlı insan şeklinde mükemmel sanat eserleri içinde yansıtmıştır. Bu yoruma açık sembolik figürlerin şifreleri, gelecekte bilimsel çalışmaların ispatları doğrultusunda çözümlenebilecektir. Tezin bu araştırma aşamasında karşılaşılan en üzücü durum; birkaç figür haricinde Türk sanatına ait olan mükemmel melek tasvirlerinin, çok değer verilen sanat tarihçileri ve bilim adamları tarafından bir şekilde yurt dışına çıkarılmış olmaları, daha da kötüsü II. Dünya Savaşında büyük bir Anadolu Selçuklu dönemi Türk sanatı koleksiyonunun Berlin'in bombalanması sonucu tahrip olmasıdır. Bundan sonrası için yok olan eserlerin tekrar kazanılması olası değildir ancak şu anda yurtdışı müzelerinde yer alan Türk eserlerinin kopyalarının çıkartılarak, orijinallerinin ülkemize geri gönderilmesi, hatta bu politikanın bütün dünya ülkelerinin eserleri için uygulanması gerekmektedir. Bu sanat politikası birgün geçerlilik kazandığında, eser kopyalama işlemlerinin gereği olarak, birçok sanatçıya da iş sahası açmış olacaktır.Türk sanatına ait değerlerimize sahip çıkılması için; bu eserlerin ve süslemekte oldukları yabancı müzelere ait bilgilerin Türk gençliğine aktarılması hayati önem taşımaktadır. Bir insanın hayatının kurtarılması kadar önemli olan ve herbiri genetik hafızamızda kodlanmış olan eserlerimizin anavatanlarına geri getirilmesi konusundaki politikamız, "Sanat Eğitimi" politikamızın can damarı olmalıdır. Bu araştırmada; Türk sanatı eserleri konusunda yetişmekte olan genç kuşak sanatçılarının bilinçlendirilebilmeieri için, sanat eğitiminde bir uygulama modeli üzerinde çalışma yapılmış olup, sanat eğitimimizde bu güne kadar en güvenilir sonuçların elde edilmiş olduğu "Disiplinlere Dayalı Sanat Eğitimi Modeli" üzerinde inceleme testleri yürütülmüştür. Bu nedenle seçilen, "Sanat Tarihi", "Sanat Eleştirisi", "Sanat Estetiği" ve "Sanat Uygulamalarf'nı kapsayan 4 disiplinli sanat eğitimi yönteminin modeli üzerinde, bir uygulama araştırması geliştirilmeye çalışılmıştır. Araştırmada önerilen "Uygulama Modeli", ilki yönlendirilmemiş serbest çalışmayı içeren iki ayrı uygulama etabı arasında, öğrencinin bilgilendirilme aşamasını kapsamaktadır. Bu bilgilendirme safhasında; sanat eğitimcisinin önceden hazırlamış olduğu bilgilendirme verileri ve kendi üretmiş olduğu konu ile ilgili bir sanat eserinin, sanat disiplinlerine göre çözümlenmesi öğrenciye aktarılmıştır. Son test uygulamasında ise verilen bu eğitimin üretilen eserler üzerindeki yansıması değerlendirilmiştir. Alınan sonuçlar; eserde kullanılan renklerin çeşitlenip, sıcaklaşması ve çizgilerin sağlam bir karakter kazanması şeklinde minimal boyutta olmasına rağmen, öğrencilerin iç dünyalarını maskesiz bir şekilde açığa çıkaran, özgün eserlerin ortaya çıkmasına olanak sağlamıştır. Ruh dünyalarını çekinmeden ortaya koyan öğrencilerin eserlerinde, çok sayıda saldırganlık ve şiddet öğesi, beklenmedik bir yan bulgu olarak farkedilmiş ve bir Sanat Psikolojisi uzmanı ile kooperasyona gidilerek öğrencilerdeki tinsel gerilim ve sapmalar tespit edilmeye çalışılmıştır. Sanat eğitiminde resmin, psikolojik rahatsızlıkların erken teşhisinde bir araç ve kanıt olduğu göz önüne alınacak olursa her eğitim kurumunda bir "Sanat Psikolojisi" uzmanının görevlendirilmesinin gereği, genç insanımızın topluma yeniden sağlıkla kazandırılması açısından önemle önerilmiştir.