Sistemik sklerozlu hastalarda serum defensin düzeylerinin belirlenmesi


Tezin Türü: Tıpta Uzmanlık

Tezin Yürütüldüğü Kurum: Gazi Üniversitesi, Tıp Fakültesi, Türkiye

Tezin Onay Tarihi: 2016

Öğrenci: TUĞÇE EMİROĞLU

Eş Danışman: MEHMET AKİF ÖZTÜRK, ABDURRAHMAN TUFAN

Özet:

Skleroderma, akciğer, böbrek, gastrointestinal sistem, kalp gibi iç organların ve derinin fibrozu ile karakterize etiyolojisi bilinmeyen bir bağ dokusu hastalığıdır.Hastalığın patogenezinde;vaskülopati (özellikle küçük damarları tutan), hücresel ve hümoral immunite (inflamasyon) , visseral ve vasküler fibrozis üç önemli kardinal tutulumdur. Heterojen klinik tutulum ile seyreden bir hastalıktır. Antimikrobiyal peptidler (AMP) yakın zamanda ortaya çıkarılmış tüm ökaryot canlılarda bulunan yüzlerce çeşit peptid yapıda molekülden oluşmaktadır. İnsan antimikrobial peptidleri patojen mikroorganizmalara karşı primerimmunitede önemli moleküllerdir. İnsanda defensin, cathelicidin (LL37) ve histatin olmaküzere 3 ana grup antimikrobiyal peptidler bulunur.AMP'ler bakteri, virüs, mantar ve bazı parazitlerden korunmadarol alırlar.Vücutta patojen mikroorganizmalarla en çok karşılaşılan yerler olan solunum, gastrointestinal ve genitoüriner epitelde ve ciltte bulunurlar. Bunun yanında makrofaj ve nötrofillerin granüllerinde de bulunur ve fagosite edilmiş patojenlerin non-oksidatif eliminasyonuna yardım ederler.AMP'ler kemotaksis, opsonizasyon, sitokin aktivasyonu ve antijen nötrolizasyonu gibi immunmodulatuar özelliklere sahiptir. Şimdiye kadar yapılan kısıtlı sayıda çalışma antimikrobiyal peptidlerile immunolojik hastalıklar arasındakiilişkiyi araştırmıştır. Sistemik lupus eritematozuslu hastaların serumlarında alfa defensin vebeta-2 defensin düzeyleri yüksek bulunmuş ve hastalık aktivitesi markerleri ile bu moleküllerarasındaki ilişki gösterilmiştir. Antimikrobiyal peptidlerin hastalık üzerine etkisi idiyopatik pulmonerfibrozis, diffüz panbronşiolit, pulmoner alveolar proteinozis, psöriyazis gibi hastalıklarda gösterilmiştir. Sklerodermalı hastalarda AMP düzeyleri ile hastalık ilişkisini yansıtan literatürde çalışma bulunmamaktadır. Bu çalışmada sklerodermalı hastalarda antimikrobiyal peptidler olan defensinler ile hastalık aktivitesi arasındaki olası ilişkinin belirlenmesini amaçlanmıştır. Çalışma Gazi Üniversitesi Tıp Fakültesi, İç Hastalıkları Anabilim Dalı, Romatoloji bölümünde 2015-2016 yılları içinde yeni tanı ve takipli skleroderma hastaları üzerinde yapıldı. Çalışmayı kabul eden sklerodermalı hastaların rutin vizitler sırasında demografik verileri, klinik özellikleri, tutulum yerlerine ait veriler standart formlara işlendi. Hastalardan Alfa defensin, Beta-1 ve Beta-2 defensin düzeyleri ve serum sürfaktan protein-A düzeyi bakıldı. Kontrol grubu olarak herhangi bir inflamatuar veya romatolojik hastalığı olmayan yaş ve cinsiyet eşlenik sağlıklı bireyler alınarak kan örnekleri toplandı ve alfa defensin, beta-1 ve beta-2 defensin düzeyleri ve serum sürfaktan protein-A düzeyi bakıldı. Çalışmaya toplam 42 hasta 38 gönüllü alındı. Hastaların ortalama yaşı 42idi. Hastaların 40'ı kadın, 2'si erkekti. Kontrol grubunun yaş ortalaması 38 olarak hesaplandı. Kontrol grubunun 32'si kadın, 6 'sı erkekti.Skleroderma hastalarında defensin düzeyleri kontrol grubuna göre yüksek saptandı ancak istatiksel olarak anlamlı değildi. Surfaktan Protein- A kontrolgrubunda hastalaragöre daha yüksek saptandı. İki grup arasında farklılık yoktu.AMP'ler ile Rodnan skoru, PAB, FVC, FEV1, DLCO, sedimantasyon ve CRP ile yapılan korelasyon analizinde istatistiksel anlamlı ilişki bulunmadı. Alfa defensin ve CRP arasında ters ilişkili bulunmuştur. Sedimantasyon arttıkça beta 1-defensin düzeylerinde artış saptanmaktadır. Beta1-defensin ve beta2-defensin arasında yüksek düzeyde korelasyon saptanmıştır. Serum antimikrobiyal peptidleri, çevresel faktörlerden etkilenmeye açık olan birçok inflamatuar hastalığın patogenezinde rol aldığı gösterilen moleküllerdir. Bu moleküllerin sistemik skleroz seyrine ve patogenezine katkısının olup olmadığının anlaşılması için daha fazla hastayı içeren ve ayrıntılı moleküler testleri kapsayan yeni çalışmalara ihtiyaç vardır